

Ali
Mithat

Ömer

Feride

Ruhi
Bookseller

Fotokopici
Doctor
Radio Technician
Ayse
Mithat Bey, ömrünü koleksiyonlarına adamış, İstanbul'u biriktirdiği gazete kupürleri, saatler ve objeler üzerinden okuyan münzevi bir koleksiyoncudur. Onun için her eşya, tarihin durdurulmuş bir anıdır. Ali ise yaşadığı Emniyet Apartmanı’nın kapıcısıdır; onun dünyası ise apartmanın sınırları ve hayatta kalma mücadelesiyle kısıtlıdır.
İstanbul’un kentsel dönüşüm sancıları Emniyet Apartmanı’na dayandığında, bina sakinleri deprem korkusu ve rant beklentisiyle binayı yıktırmak isterler. Ancak Mithat Bey için binanın yıkılması, ömür boyu biriktirdiği hazinesinin yok olması demektir. Bu yıkım tehdidi, normal şartlarda yolları asla derinlemesine kesişmeyecek olan Mithat Bey ve Ali’yi ortak bir kaderin içine iter. Koleksiyonu kurtarmak için başlayan iş birliği, Mithat Bey’in Ali’ye İstanbul’un gizli labirentlerini ve eşyaların dilini öğretmesiyle bambaşka bir boyuta taşınır. Film, iki adamın birbirinin kaderine dokunduğu, İstanbul’un kaybolan ruhuna yakılan bir ağıt niteliğindedir.
Filmin en büyüleyici özelliklerinden biri, başrolde yönetmenin kendi amcasını oynatmış olmasıdır.
Mithat Esmer (Mithat Bey): Gerçek hayatta da bir koleksiyoncu olan Mithat Esmer, karakterin o eşyalara olan tutkusunu ve yaşlılığın getirdiği kırılganlığı muazzam bir sahicilikle yansıtır.
Nejat İşler (Ali): Kapıcı Ali rolünde, her zamanki karizmasından sıyrılıp mahcup, hafif kurnaz ama özünde temiz bir Anadolu gencini büyük bir başarıyla canlandırır. Mithat Bey ile olan zıtlıkları, filmin en güçlü yanıdır.
Tayanç Ayaydın ve Laçin Ceylan: Yan rollerde hikâyenin toplumsal ve ailevi dokusunu tamamlayan etkileyici performanslar sunarlar.
Yönetmen Pelin Esmer, belgeselci geçmişinin getirdiği o keskin gözlem yeteneğini bu kurmaca filme harika bir şekilde aktarmıştır. 1 saat 50 dakikalık süresi boyunca film, İstanbul'un o eski, tozlu ve yaşanmışlık dolu havasını izleyiciye koklatır. Pelin Esmer’in "Oyun" belgeselinden sonraki bu ilk uzun metrajlı kurmaca filmi, dünya prömiyerini San Sebastian Film Festivali'nde yapmış ve pek çok ödül kazanmıştır. Minimalist kurgusu ve nesneleri konuşturma biçimiyle, nesnelerin insanlar üzerindeki tahakkümünü ve hatıraların ağırlığını çok naif bir dille anlatır.
Koleksiyon tutkusu olanlar, İstanbul’un eski mahalle kültürüne özlem duyanlar ve "nesne-insan" ilişkisi üzerine felsefi derinliği olan yapımlardan hoşlananlar bu filmi kaçırmamalı. Eğer Nuri Bilge Ceylan sinemasının sakinliğini veya Orhan Pamuk romanlarının atmosferini seviyorsanız, 11'e 10 Kala sizin için eşsiz bir platform filmi deneyimi olacaktır. Kentsel dönüşümün sadece binaları değil, ruhları da nasıl yıktığını görmek isteyen her sinemasever izlemeli.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Mithat Bey’in o devasa koleksiyonunun içinde kaybolma isteğidir. Film, bize "biriktirmenin" aslında bir nevi "ölümsüzlük arayışı" olduğunu hatırlatır. Nejat İşler’in o sade ama etkili oyunculuğu ile Mithat Bey’in amatör ruhlu ama devleşen performansı arasındaki denge büyüleyicidir. Ayrıca, İstanbul’un beton yığınına dönmeden önceki o son "yaşanmışlık" kırıntılarını kadrajına alması, filmi bir hafıza kaydı haline getirir.
Koleksiyonculuk ve Hatıralar: Geçmişi eşyalar aracılığıyla saklama tutkusu.
Kentsel Dönüşüm: Şehrin modernleşirken geçmişini ve kimliğini hoyratça yok etmesi.
Sınıf Farklılıkları: Entelektüel bir koleksiyoncu ile okuma yazması olmayan bir kapıcı arasındaki zoraki ama öğretici bağ.
Zamanın Akışı: Mithat Bey’in saatlere olan ilgisi üzerinden, durdurulamayan zamanın hüzünlü tasviri.
Pelin Esmer’in bu tarzını sevdiyseniz; aynı karakterin gerçek hayatına odaklanan belgeseli Koleksiyoncu’yu mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, nesneler üzerinden ilerleyen Masumiyet Müzesi tadındaki atmosferiyle İşe Yarar Bir Şey veya bir şehrin değişimini anlatan Uzak benzer bir seyir zevki sunacaktır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...