
Absurd Encounter with Fear, David Lynch’in 1967 yılında Philadelphia’da çektiği, sinematografik kariyerinin ilk adımlarından biri olan çok kısa bir deneysel filmdir. Film, bir tarlada veya açık bir arazide geçen, rüya mantığıyla ilerleyen tekinsiz bir karşılaşmaya odaklanır. Bir adam, elinde garip bir nesne tutmaktadır ve bu nesne ile olan etkileşimi, izleyicide anlamlandırılamayan bir gerginlik yaratır.
Filmde geleneksel bir olay örgüsü veya diyalog bulunmaz; bunun yerine Lynch, görüntünün grenli dokusu ve figürlerin tuhaf hareketleri üzerinden "korku" kavramını soyut bir biçimde işler. Karakterin yüzündeki belirsiz ifade ve mekanın ıssızlığı, Lynch sinemasının vazgeçilmezi olan "tekinsizlik" (unheimlich) hissinin ilk tohumlarını atar. Bu kısa çalışma, gündelik olanın nasıl bir anda absürt ve tehditkar bir hale gelebileceğini gösteren görsel bir not defteri niteliğindedir.
Lynch, bu erken dönem denemesinde kamerayı bir fırça gibi kullanır. Görüntüdeki aşırı kontrast ve figürün mekân içindeki eğreti duruşu, izleyiciyi bir hikâyeye değil, saf bir duygu durumuna davet eder. Bu karşılaşma, isminden de anlaşılacağı üzere mantıkla açıklanamayan, tamamen "absürt" bir korku ve merak dengesi üzerine kuruludur.
Filmde David Lynch’in sanat okulundan arkadaşları veya bizzat kendisi yer almaktadır. Bu dönemde Lynch, profesyonel oyuncularla çalışmak yerine kendi sosyal çevresindeki insanları birer "canlı heykel" gibi kullanarak sahnelerini kurguluyordu.
Oyuncuların performansı, herhangi bir karakter derinliğinden ziyade fiziksel varoluşları ve kameraya verdikleri ham tepkiler üzerinden şekillenir. Yüzlerindeki donukluk, Lynch’in sonraki başyapıtlarındaki o meşhur "duygusuz ama gerilimli" oyunculuk tarzının öncüsüdür.
Bu yapım, Lynch’in bir yönetmen olarak değil, bir "görsel sanatçı" olarak sinemaya nasıl yaklaştığını anlamak için kritik bir belgedir. Filmde tempo, saniyeler içinde değişen durağanlık ve ani hareketlerle belirlenir. Görüntü kalitesi, dönemin 16mm film stoklarının yarattığı doğal deformasyonla birleşince ortaya çıkan şey, bir filmden çok bir kabus parçasıdır. Lynch, ses tasarımının henüz gelişmediği bu dönemde bile sessizliğin gücünü kullanarak izleyiciyi huzursuz etmeyi başarır.
David Lynch’in dehasının en ilkel ve işlenmemiş halini merak eden sadık hayranlar bu kısa filmi mutlaka görmelidir. Deneysel sinema tarihine ilgi duyanlar ve bir sanatçının tarzının nasıl evrildiğini incelemek isteyen sinema öğrencileri için bu film paha biçilemez bir örnektir. Eğer sürrealizmin en saf, en masrafsız ve en ham halini seviyorsanız, bu bir dakikalık deneyim size Lynch evreninin kapılarını aralayacaktır.
Bu film, Lynch sinemasının "sıfır noktası" gibidir. Büyük bütçeler, karmaşık setler veya ünlü oyuncular olmadan da bir sahnede tekinsizlik yaratılabileceğinin kanıtıdır. Yönetmenin daha sonra Eraserhead veya Twin Peaks gibi yapımlarda mükemmelleştireceği "absürt gerilim" duygusunun kökenlerini burada çıplak bir halde görebilirsiniz. Sadece bir tarihsel doküman olarak bile sinema hafızası için büyük önem taşır.
Tanımlanamayan Korku: Korkunun nesnesiz ve mantıksız bir şekilde ortaya çıkışı.
Absürt Karşılaşma: İki varlık veya bir varlık ile bir nesne arasındaki tuhaf etkileşim.
Yabancılaşma: Tanıdık bir mekanın (açık alan) tekinsiz bir boşluğa dönüşmesi.
Sürrealist İmajlar: Mantıksal bağlamdan kopuk, rüya benzeri görsellerin kullanımı.
Lynch’in bu dönemdeki diğer çok kısa denemeleri olan Sailing with Bushnell Keeler veya Fictitious Anacin Commercial benzer bir deneysel ruh taşır. Ayrıca Luis Buñuel ve Salvador Dalí’nin Bir Endülüs Köpeği (Un Chien Andalou) filmi, bu türden absürt ve şoke edici imajların sinemadaki atası olarak mutlaka izlenmelidir. Lynch’in Six Men Getting Sick çalışması da bu yapımla aynı dönemden gelen sanatsal bir akrabadır.
Film, Lynch’in Pennsylvania Güzel Sanatlar Akademisi'ndeki öğrencilik yıllarında arkadaşlarıyla eğlenirken ve teknik denemeler yaparken ortaya çıkmıştır.
Lynch bu dönemde sinemaya henüz bir meslek olarak değil, "hareket eden resimler yapma" aracı olarak bakıyordu.
Bu kısa film, yıllarca kayıp veya gizli kalmış, ancak Lynch’in erken dönem çalışmalarının derlendiği koleksiyonlarla gün yüzüne çıkmıştır.
Hayır, geleneksel anlamda bir giriş, gelişme ve sonuç içeren bir hikâye yoktur. Daha çok bir "an"ın veya bir "hissin" görselleştirilmesi söz konusudur.
Çünkü sahnede yaşanan olaylar, karakterlerin tepkileri ve kullanılan nesneler rasyonel bir temele dayanmaz; gerçeklik algısını kasten bozar.
Temel amacı, izleyicide saf bir merak ve hafif bir huzursuzluk uyandırmak, resimdeki dokuyu sinematografik bir harekete dönüştürmektir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...