
Himself
Himself
Himself
Himself
Herself
Herself
Himself

Self
Himself
Herself
Yönetmen Jamila Wignot, modern dans tarihini kökten değiştiren Alvin Ailey’in portresini çizerken sadece kronolojik bir biyografi sunmakla kalmıyor, aynı zamanda bir sanatçının iç dünyasındaki fırtınalara da ayna tutuyor. Film, Ailey'in Teksas’taki çocukluk yıllarından New York’un parıltılı sahnelerine uzanan yolculuğunu, arşiv görüntüleri ve daha önce gün yüzüne çıkmamış ses kayıtları eşliğinde anlatıyor. Siyah bir sanatçı olarak Amerika'nın en çalkantılı dönemlerinde var olma mücadelesi veren Ailey’in, travmalarını nasıl büyüleyici koreografilere dönüştürdüğüne tanıklık ediyoruz.
Belgesel, bir yandan efsanevi sanatçının geçmişini deşerken diğer yandan Alvin Ailey Amerikan Dans Tiyatrosu’nun günümüzdeki hazırlık süreçlerini takip ediyor. Dansçıların terleri, kas hareketleri ve sahne arkasındaki disiplini, Ailey’in "insan deneyimini dansla anlatma" vizyonunun nasıl hala canlı olduğunu gösteriyor. Bu yapım, bir bedenin nasıl bir hafıza taşıyıcısı olabileceğini ve dansın toplumsal bir direniş biçimine nasıl evrildiğini epik bir dille özetliyor.
Filmde başrol bizzat Alvin Ailey’in kendisidir; arşiv kayıtları sayesinde izleyiciyle doğrudan kendi sesiyle iletişim kurar. Kadroda ona eşlik eden isimler arasında, onunla omuz omuza çalışmış Judith Jamison gibi efsanevi dansçılar ve koreograflar yer alıyor. Bu isimler, Ailey’i sadece bir deha olarak değil, aynı zamanda yalnızlık ve melankoliyle boğuşan bir insan olarak tasvir ederek hikâyeye insani bir derinlik katıyorlar.
Belgeseldeki güncel dansçılar ise Ailey’in mirasını bedenlerinde taşıyan yaşayan enstrümanlar gibidir. Performanslar o kadar güçlü bir estetikle sunuluyor ki, izleyici kendisini bir platform filmi izlemekten ziyade, en ön sıradan bir dans resitalini takip ediyor gibi hissediyor.
Jamila Wignot, belgesel türünün sınırlarını zorlayarak ritmik ve şiirsel bir kurgu tercih etmiş. Filmin temposu, bir dans koreografisi gibi inişli ve çıkışlı bir yapıya sahip. Yönetmen, Ailey’in cinsel kimliği, siyasi duruşu ve ruhsal gelgitleri gibi zor konuları büyük bir zarafetle ele alıyor. Görsel anlatım dili o kadar zengin ki, dans etmeyi bilmeyen bir izleyici bile ekran karşısında ritme kapılmaktan kendini alamıyor.
Dans sanatına tutkuyla bağlı olanlar, Afro-Amerikan kültür tarihine ilgi duyanlar ve biyografi türünde derinlik arayanlar için bu yapım mutlaka izlenmesi gereken bir eser. Eğer yaratım sürecinin sancılarını ve bir sanatçının topluma mal olma bedelini merak ediyorsanız, bu film önerisi listenizin başında yer almalı. Estetik kaygısı yüksek ve duygusal yoğunluğu ağır basan bir içerik arayan izleyici profili için birebir.
Alvin Ailey, dansı sadece elit bir kesimin eğlencesi olmaktan çıkarıp "halkın aynası" haline getiren kişidir. Bu belgesel, onun en ünlü eseri olan Revelations'ın neden hala dünyanın en çok izlenen modern dans gösterisi olduğunu anlamamızı sağlıyor. Sadece bir sanatçının hayatını değil, bir halkın acılarını ve sevincini bedensel bir dile nasıl döktüğünü görmek için bu film eşsiz bir fırsat sunuyor.
Kültürel Miras: Siyah deneyiminin dans yoluyla korunması ve dünyaya anlatılması.
Yaratıcılığın Bedeli: Bir dehanın sanatı için ödediği kişisel ve ruhsal bedeller.
Bedenin Dili: Sözlerin bittiği yerde hareketlerin başladığı ifade biçimi.
Yalnızlık ve Melankoli: Büyük başarıların gölgesinde kalan derin kişisel hüzün.
Sanatçı portrelerine ilgi duyuyorsanız, Bob Fosse’un hayatından esintiler taşıyan All That Jazz veya bir başka modern dans ikonu olan Pina Bausch’u anlatan Pina belgeseli harika birer film önerisi olabilir. Ayrıca sanatsal disiplini ve tutkuyu ele alan First Position gibi yapımlar da ilginizi çekebilir.
Filmde kullanılan ses kayıtlarının çoğu, Ailey’in ölmeden kısa süre önce verdiği röportajlardan derlenmiştir.
Belgesel, Alvin Ailey Amerikan Dans Tiyatrosu’nun 60. yıl dönümü kutlamalarıyla eş zamanlı bir atmosferde kurgulanmıştır.
Sundance Film Festivali'nde prömiyerini yapan yapım, eleştirmenlerden tam not alarak yılın en iyi biyografik çalışmaları arasında gösterilmiştir.
Alvin Ailey, Afro-Amerikan kültürünü modern dansla birleştiren ve 20. yüzyılın en etkili dans topluluklarından birini kuran efsanevi bir koreograftır.
Hayır, film dans performanslarını bir anlatım aracı olarak kullanırken, Ailey’in çocukluğu, ırkçılıkla mücadelesi ve özel hayatına dair derin biyografik bilgiler sunar.
Görsel ve işitsel olarak çok zengin olduğu için akıcı bir yapıdadır; ancak Ailey’in duygusal dünyasına odaklandığı için hüzünlü ve düşündürücü bir tonu vardır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...