
Dram
Yaşlı bir kadın olan Aleksandra Nikolaevna, Çeçenistan'da görev yapan torunu Denis'i ziyaret etmek üzere bir askeri birliğe gelir. Savaşın tam ortasındaki bu askeri kamp, genç erkeklerin, tozun, pasın ve bitmek bilmeyen bir gerginliğin hüküm sürdüğü bir yerdir. Aleksandra, bu yabancı ve erkeksi dünyada, torunuyla hasret gidermeye çalışırken aynı zamanda kampın dışındaki yerel halkla da bağ kurmaya başlar.
Askerlerin disiplinli ve sert dünyası ile dışarıdaki pazar yerinde yaşayan Çeçen halkının yorgunluğu arasında bir köprü olan Aleksandra, savaşın ideolojik tarafıyla değil, insani yıkımıyla ilgilenir. O, sadece bir büyükanne değil; sınırların, düşmanlıkların ve üniformaların ötesini görebilen bilge bir gözlemcidir. Film, bir çatışma bölgesinde geçen alışılmadık bir yolculuğu, sessizliğin ve bakışların gücüyle ilmek ilmek işler.
Filmin en büyük kozu, efsanevi opera sanatçısı Galina Vishnevskaya’nın canlandırdığı Aleksandra karakteridir. Vishnevskaya, sinema kariyerinin bu geç döneminde, yüzündeki her bir çizgide savaşın hüznünü ve anneliğin metanetini taşıyarak devleşiyor. Torunu Denis rolündeki Vasily Shevtsov ise, savaşın duygusuzlaştırdığı ama içindeki çocuksu özlemi bastıramamış genç askeri büyük bir sadelikle sunuyor.
Kadrodaki diğer askerler ve yerel halk, profesyonel oyunculardan ziyade o coğrafyanın gerçek yüzlerini andıran bir doğallıkla seçilmiştir. Bu durum, Aleksandra’nın kampa girişiyle oluşan o tezatlığı daha da belirginleştirir. Galina Vishnevskaya’nın otoriter ama yumuşak tavrı, filmin editoryal ağırlığını belirleyen ana unsurdur.
Usta yönetmen Aleksandr Sokurov, bu yapımıyla savaş sinemasına bambaşka bir soluk getiriyor. Filmde tek bir kurşun atılmaz, tek bir patlama sahnesi izleyiciyi yerinden sıçratmaz; ancak savaşın ağırlığı her karede hissedilir. Sokurov’un imza niteliğindeki sepya tonları ve yavaş kamera hareketleri, kampın boğucu atmosferini bir tablo gibi ekrana yansıtır. Yönetmenlik dili, politikanın üzerinde durarak "insan neden savaşır?" sorusunu bir büyükannenin şefkatli sorgulaması üzerinden sarsıcı bir biçimde sorar.
Savaşın psikolojik boyutuna odaklanan, aksiyondan ziyade felsefi derinliği olan yapımlardan hoşlananlar bu filmi kesinlikle listesine almalı. Eğer Rus sineması ve Sokurov'un kendine has görsel estetiğine hayransanız, Aleksandra sizin için unutulmaz bir deneyim olacaktır. İnsan ruhunun en karanlık yerlerinde bile yeşerebilen şefkati ve sağduyuyu arayan her sinema tutkunu bu hikâyede kendinden bir parça bulacaktır.
Bu film, düşmanlığın nasıl inşa edildiğini ve bir kadının, bir annenin varlığının bu düşmanlığı nasıl eritebileceğini gösterdiği için izlenmeli. Sinemanın sadece bir eğlence değil, aynı zamanda bir vicdan muhasebesi olduğunu kanıtlayan yapım, gösterişli sahneler olmadan da ne kadar güçlü bir savaş karşıtı söylem üretilebileceğini ispatlıyor.
Koşulsuz Sevgi: Bir büyükannenin, savaşın kirlettiği bir ortamda torununa ve çevresine duyduğu saf şefkat.
Savaşın Anlamsızlığı: Genç erkeklerin bir hiç uğruna harcanan enerjisi ve hayatları.
Kültürel Köprüler: Aleksandra’nın yerel halkla kurduğu, dilin ve savaşın ötesindeki insani iletişim.
Yaşlılık ve Bilgelik: Hayatının son evresindeki bir kadının, yaşamı ve ölümü her şeyden daha iyi kavraması.
Savaşın insani boyutunu ele alan Andrei Tarkovsky’nin Ivan'ın Çocukluğu veya Sokurov'un kendi "anne-oğul" üçlemesinin diğer parçaları bu filmle büyük benzerlikler taşır. Ayrıca, düşman hatları arasındaki insani anları konu alan No Man's Land (Tarafsız Bölge) ve bir kadının savaş karşısındaki dik duruşunu işleyen Two Women gibi film önerileri, Aleksandra izleyicisi için nitelikli alternatiflerdir.
Film, 2007 yılında Cannes Film Festivali'nde Altın Palmiye için yarışmıştır.
Başrol oyuncusu Galina Vishnevskaya, ünlü çellist Mstislav Rostropovich'in eşidir ve çekimler sırasında 80 yaşındaydı.
Çekimlerin yapıldığı askeri birlik sahnelerinde gerçek Rus askerleri figüran olarak yer almıştır, bu da atmosferin gerçekçiliğini zirveye taşımıştır.
Aleksandra, torunu Denis'i yedi yıldır görmemiştir ve onun yaşadığı koşulları yerinde görmek, ona bir nevi veda etmek ve şefkat göstermek amacıyla bu zorlu yolculuğa çıkmıştır.
Yönetmen Sokurov, savaşın fiziksel şiddetinden ziyade ruhlarda yarattığı yıkımı ve askerlerin gündelik hayatındaki o boşluğu anlatmak istediği için görsel bir şiddet kullanımından kaçınmıştır.
Çünkü bu sahneler, savaşın "biz" ve "onlar" ayrımının, ekmek paylaşmak veya bir sohbete ortak olmak gibi basit insani eylemler karşısında nasıl çöktüğünü temsil eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...