
Film, uzak bir taşra evinde kendi halinde yaşayan bir çiftin hayatına odaklanıyor. Jennifer Lawrence tarafından canlandırılan ana karakter, evi adeta kendi elleriyle yeniden inşa ederken; şair olan eşi (Javier Bardem) ciddi bir yaratıcılık sancısı çekmektedir. Ancak kapılarına gelen gizemli bir yabancı, mother! filminin o sessiz ve huzurlu atmosferini geri dönülmez bir şekilde bozmaya başlar.
Evin içine giren her yeni karakter, beraberinde kaos ve belirsizlik getirir. Gelenlerin sınırı aşan tavırları ve ev sahibesinin itirazlarına rağmen şairin bu duruma sessiz kalması, izleyiciyi klostrofobik bir gerilimin içine sürükler. mother!, bu noktadan itibaren düz bir hikaye anlatımından çıkarak derin bir alegoriye dönüşür.
Yönetmen Aronofsky, mother! aracılığıyla sadece bir ev istilasını değil, aynı zamanda yaratıcının yaratılanla, sanatçının ise eseriyle olan sancılı bağını sorguluyor. Evin duvarları arasında yankılanan her ses, aslında insanlığın doğaya ve kutsal olana bakış açısını temsil ediyor. mother! izleyicisini, "Fedakarlık nereye kadar gitmeli?" sorusuyla baş başa bırakıyor.
Filmin son bölümlerine doğru artan tempo, gerçeklik algısını tamamen yıkarak devasa bir görsel şölene ve aynı zamanda bir kabusa dönüşüyor. mother!, sunduğu çarpıcı finaliyle zihinlerde uzun süre yer edecek sahnelere sahip. Eğer alışılmışın dışında, her karesi üzerine saatlerce konuşulabilecek bir yapım arıyorsanız, bu film tam size göre.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...