
Dram

Mauro

Shlomo

Mótel (Avô)

Bia (Mãe)

Daniel (Pai)

Ítalo
Hanna
Bóris
Caco
Duda
1970 yılı Brezilya için iki zıt duyguyu barındırmaktadır: Bir yanda askeri diktatörlüğün en sert baskıları, diğer yanda ise Pelé’li milli takımın Dünya Kupası’ndaki zafer yürüyüşü. On yaşındaki Mauro, anne ve babasının aniden "tatile çıkacaklarını" söyleyip onu dedesinin yanına bırakmasıyla kendini büyük bir belirsizliğin içinde bulur. Ancak dedesi o varmadan hayatını kaybetmiştir ve Mauro, Sao Paulo’daki çok kültürlü bir mahallede, tanımadığı komşularla baş başa kalır.
Mauro, anne ve babasının aslında siyasi nedenlerle kaçtığından habersiz, onların Dünya Kupası finaline kadar dönecekleri umuduyla günlerini sayar. Bu süreçte mahallenin yaşlı Yahudi topluluğu ve renkli karakterleriyle dostluk kuran küçük çocuk, bir yandan ilk aşkı ve ergenlik sancılarını tadarken, bir yandan da toplumsal baskının gölgesinde hayata tutunmaya çalışır. Film, çocuk saflığının politik gerçekliklerle çarpıştığı, futbolun birleştirici gücüyle harmanlanmış hüzünlü bir bekleyiş öyküsüdür.
Filmin merkezinde, Mauro karakterini canlandıran Michel Joelsas yer alıyor. Joelsas, bir çocuğun terk edilmişlik hissini, ebeveynlerine duyduğu özlemi ve futbol heyecanını o kadar duru bir şekilde yansıtıyor ki, performansıyla tüm hikâyeyi omuzluyor. Ona eşlik eden Germano Haiut, Mauro’ya sahip çıkan Shlomo rolünde, sert görünüşünün altındaki merhametli ihtiyarı büyük bir başarıyla sergiliyor.
Oyuncu kadrosu, Sao Paulo’nun o dönemki kozmopolit yapısını yansıtacak şekilde oldukça zengin tutulmuş. Mahalle sakinlerinin arasındaki dayanışma ve yer yer çıkan çatışmalar, editoryal bir titizlikle kurgulanmış karakterler üzerinden izleyiciye aktarılıyor. Her bir oyuncu, dönemin o baskıcı atmosferine rağmen insan sıcaklığının nasıl korunabileceğini kanıtlar nitelikte performanslar sunuyor.
Yönetmen Cao Hamburger, siyasi bir dramı çocuk bakış açısıyla anlatarak duygu sömürüsüne kaçmadan kalbe dokunmayı başarıyor. Filmin temposu, bir çocuğun yaz tatili kadar doğal ve hayatın içinden akıyor. Renk paleti ve sinematografisiyle 70'li yılların nostaljik dokusunu başarıyla yakalayan yapım, ağır politik meseleleri arka planda tutarak asıl odağını insani bağlara çeviriyor. Yönetmenlik dili, hüznü ve neşeyi bir futbol maçının heyecanında birleştiren dengeli bir yapıya sahip.
Tarihi olaylara çocukların dünyasından bakmayı sevenler, futbolun sosyolojik etkisine ilgi duyanlar ve nostaljik dönem filmlerinden keyif alanlar bu yapımı kaçırmamalı. Eğer Brezilya sineması ve Latin Amerika'nın siyasi tarihine ilginiz varsa, bu film size farklı bir perspektif sunacaktır. Aile bağlarını ve toplumsal dayanışmayı odağına alan bu dram türündeki eser, her yaştan izleyiciye hitap eden evrensel bir dille konuşuyor.
Film, en karanlık dönemlerde bile dayanışmanın ve hayallerin nasıl ayakta kaldığını gösterdiği için izlenmeye değer. Bir çocuğun "tatil" sandığı sürgünün, aslında koca bir mahallenin ona kucak açmasıyla nasıl bir olgunlaşma serüvenine dönüştüğünü görmek ilham verici. Ayrıca futbolun sadece bir spor değil, bir halkın hayata tutunma biçimi oluşuna tanıklık etmek için de eşsiz bir fırsat sunuyor.
Bekleyiş ve Umut: Bir çocuğun ailesine kavuşma inancını Dünya Kupası heyecanıyla birleştirmesi.
Siyasi Baskı: Diktatörlük rejiminin sıradan insanların ve ailelerin hayatını nasıl parçaladığı.
Çok Kültürlülük: Yahudi topluluğu ile Brezilya kültürünün bir mahalle ölçeğinde iç içe geçmesi.
Büyüme Sancıları: Yalnızlık, ilk aşk ve dış dünyayı anlamlandırma süreci.
Siyaseti çocuk gözünden anlatan yapımlar arasında Roberto Benigni’nin Hayat Güzeldir (Life is Beautiful) veya Brezilya sinemasının bir diğer incisi olan Merkez İstasyonu (Central Station) benzer duygusal yoğunlukları taşır. Ayrıca futbol ve toplumsal hayatın iç içe geçtiği The Cup (Kupa) gibi yapımlar da bu film önerileri listesinde yer alabilir.
Film, Brezilya'nın 2007 yılı Oscar aday adayı olarak seçilmiştir.
Yönetmen Cao Hamburger, hikâyeyi kurgularken kendi çocukluk anılarından ve o dönemin gerçek tanıklıklarından esinlenmiştir.
Filmde kullanılan 1970 Dünya Kupası maç görüntüleri, anlatının gerçekçilik duygusunu ve nostaljik etkisini güçlendiren en önemli unsurlardan biridir.
Mauro'nun ebeveynleri, askeri diktatörlük rejimine karşı olan siyasi aktiviteleri nedeniyle tutuklanma riskiyle karşı karşıyadır ve kaçmak zorunda kalmışlardır.
Mauro dedesinin evine vardığı gün, dedesi kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir; bu durum Mauro'nun mahalledeki komşusu Shlomo ile yollarının kesişmesine neden olur.
Futbol, hem Mauro’nun babasıyla kurduğu bağı temsil eder hem de ülkedeki siyasi baskıdan kaçmak isteyen halk için ortak bir tutku ve teselli kaynağıdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...