
Dram

José Manuel Alcántara

Elena Álvarez

Lola
Edi

Bit part

-
-
-
-

-
Madrid’de yaşayan başarılı oyun yazarı José Pantaleón, ellili yaşlarına geldiğinde hayatının büyük bir kriz döneminden geçtiğini fark eder. Hem özel hayatındaki başarısızlıklar hem de yaratıcılığının tükenme noktasına gelmesi, onu her şeyi geride bırakarak memleketi olan sahil şehri Gijón’a dönmeye iter. José için bu dönüş, sadece bir kaçış değil; gençlik aşkları, yarım kalmış dostluklar ve geçmişin hayaletleriyle yüzleşme sürecidir.
Gijón’un sisli ve huzurlu atmosferinde José, hayatının "geçer not alamadığı" sınavlarını tek tek gözden geçirmeye başlar. Eski eşiyle olan ilişkisinden, çocuklarıyla kuramadığı bağlara kadar her detay, onun için birer hayat dersine dönüşür. Film, yaşlanmanın getirdiği melankoliyi ve geçmişe duyulan özlemi işlerken, bir yandan da insanın her yaşta yeni bir başlangıç yapma ihtimalini sorgulayan editoryal bir olgunluğa sahiptir.
Filmin başrolünde Jesús Puente, José karakterine kattığı vakur ve kederli duruşla izleyicinin kalbine dokunuyor. Puente’nin performansı, hayal kırıklıklarını kelimelere dökmeden sadece bir bakışla ya da sessiz bir yürüyüşle anlatabilen türden. Karakterin iç dünyasındaki fırtınaları büyük bir doğallıkla yansıtıyor.
Eski eş rolündeki Victoria Vera, José’nin geçmişiyle olan en güçlü bağını temsil ederken, aralarındaki diyaloglar filmin duygusal yükünü zirveye taşıyor. Teresa Gimpera ise José’nin hayatına giren diğer bir kadın figürü olarak, onun şimdiki zamanla barışma çabasını simgeliyor. José Luis Garci, oyuncu kadrosunu adeta bir orkestra gibi yöneterek, her bir karakterin José’nin hayat sınavındaki rolünü belirgin kılıyor.
José Luis Garci, İspanyol sinemasının "duyguların mimarı" olarak bu filmde de görsel bir şiir yaratıyor. Filmin temposu, bir sonbahar akşamı gibi sakin ve düşündürücü. Gijón’un gri gökyüzü ve dalgalı denizi, başkarakterin ruh halini yansıtan birer metafor olarak ustalıkla kullanılmış. 1988 yılında "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında Oscar adaylığı kazanan yapım, teknik kusursuzluğundan ziyade insan ruhunun en mahrem köşelerine sızabilen samimiyetiyle öne çıkıyor. Garci’nin sinema dili, izleyiciye bir film izlemekten çok, bir dostun hatıra defterini okuyormuş hissi veriyor.
Hayatın orta yaş krizlerini, geçmişe duyulan özlemi ve insan ilişkilerinin karmaşıklığını konu alan dram filmleri tutkunları için bu film bir başyapıttır. Eğer aksiyondan ziyade diyalogların ve atmosferin gücüne inanan bir sinemasever iseniz, Asignatura aprobada size çok şey söyleyecektir. İspanyol sinemasının o kendine has melankolik tadını sevenler ve José Luis Garci’nin estetik dünyasına aşina olanlar için de kaçırılmaması gereken bir yapım.
Film, bize hepimizin hayatta bazı derslerden "bütünlemeye" kaldığını ama bunun dünyanın sonu olmadığını hatırlatıyor. Kendi iç dünyanıza dönmek ve hayatınızdaki öncelikleri tekrar sorgulamak için bu film harika bir rehber. Sinematografik açıdan sunduğu o huzurlu ama hüzünlü sahil görüntüleri ve insanın en saf duygularını ele alış biçimi, filmi zamansız kılıyor. Başarı ve başarısızlık kavramlarına yepyeni bir pencereden bakmak için mutlaka izlenmeli.
Nostalji ve Özlem: Geçmişteki mutlu anlara ve kaybedilen fırsatlara duyulan arzu.
Hayat Sınavı: Başarı, başarısızlık ve insanın kendi geçmişiyle barışma süreci.
Yeni Başlangıçlar: Her yaşta ve her koşulda hayatın yeniden kurgulanabileceği umudu.
Yalnızlık ve İnziva: Bireyin kendini bulması için gereken sessizlik ve kaçış süreci.
Bu filmin sunduğu olgunluk ve melankoli atmosferini sevdiyseniz, yine José Luis Garci imzalı ve Oscar kazanan ilk İspanyol filmi olan Volver a empezar (Yeniden Başlamak) filmini kesinlikle izlemelisiniz. Ayrıca, geçmişle yüzleşme temalı Giuseppe Tornatore’nin Everybody's Fine (Herkesin Keyfi Yerinde) filmi de benzer duygusal tınıları taşımaktadır.
Filmin orijinal adı olan "Asignatura aprobada", Türkçeye tam olarak "Geçilmiş Ders" veya "Onaylanmış Ders" olarak çevrilebilir; bu da başkarakterin hayat okulundaki son sınavını simgeler. Yönetmen Garci, bu filmiyle İspanya'nın en prestijli sinema ödülü olan Goya Ödülleri'nde "En İyi Yönetmen" ödülünü kazanmıştır. Film, Garci’nin "Gijón Üçlemesi" olarak adlandırılan ve şehre duyduğu sevgiyi anlatan serinin bir parçası gibi kabul edilir.
Film İspanyolca olarak çekilmiştir ve İspanyol kültürünün o dönemdeki sosyal yapısını derinden yansıtır.
Film, 1988 yılındaki 60. Akademi Ödülleri'nde "Yabancı Dilde En İyi Film" dalında aday gösterilmiş ancak ödülü kazanamamıştır.
Gijón, hem başkarakterin çocukluğunun geçtiği yer hem de yönetmen Garci’nin kişisel tarihinde önemli bir yer tutan, onun sinemasındaki "huzur" imgesini temsil eden bir şehirdir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...