
Cem Kaya’nın titiz bir araştırmayla ortaya koyduğu bu belgesel, 1961 yılında imzalanan iş gücü anlaşmasıyla başlayan ve Almanya’nın çehresini değiştiren Türk göçünün bilinmeyen taraflarına ışık tutuyor. Film, sadece valizini alıp gidenlerin değil, o valizlerin içinde taşınan bağlamaların, özlemlerin ve isyanın hikayesini müzik üzerinden takip ediyor. "Gurbetçi" müziğinin, sadece bir keder dışavurumu değil, aynı zamanda yabancı bir ülkede var olma ve kültürel bir kimlik inşa etme mücadelesi olduğunu gözler önüne seriyor.
Berlin'in dar sokaklarındaki kasetçilerden, Köln'ün devasa düğün salonlarına kadar uzanan film; dinleyicisini bir zaman makinesine bindiriyor. İşçilerin fabrikadaki ağır çalışma koşullarını, maruz kaldıkları ayrımcılığı ve memleket hasretini nasıl birer besteye dönüştürdüğünü çarpıcı arşiv görüntüleriyle sunuyor. Aşk, Mark ve Ölüm, sadece bir müzik belgeseli değil, aynı zamanda Avrupa tarihinin en büyük kitlesel yer değiştirmelerinden birinin sosyolojik ve sanatsal anatomisidir.
Filmin "oyuncuları" aslında tarihin ta kendisi ve bu tarihe ses veren gerçek sanatçılardır. Metin Türköz’ün fabrikadaki yaşamı ironik bir dille anlatan türkülerinden, Yüksel Özkakas’ın yanık sesine; Derdiyoklar’ın saykodelik sahne şovlarından, Cartel’in 90’lı yıllarda bir patlama yaratan protest rap müziğine kadar geniş bir yelpaze sunuluyor.
Ekranda gördüğümüz her bir isim, gurbetteki Türk toplumunun sesi olmuş gerçek figürlerdir. Cem Kaya’nın röportaj yaptığı dönemin tanıkları, sadece anılarını değil, bir kültürün nasıl yoktan var edildiğini de editoryal bir dille izleyiciye aktarıyorlar. Bu filmde başrol, bireylerden ziyade Anadolu'nun ezgilerini Avrupa'nın endüstriyel tınılarıyla birleştiren o kolektif ruha aittir.
Yönetmen Cem Kaya, daha önceki işlerinde olduğu gibi bu yapımda da müthiş bir kurgu ustalığı sergiliyor. Binlerce saatlik arşiv görüntüsünü, TRT kayıtlarını ve özel koleksiyonları bir araya getirerek, temposu hiç düşmeyen, ritmik ve sarsıcı bir anlatı kuruyor. Aşk, Mark ve Ölüm, 2022 Berlin Film Festivali'nde Panaroma Seyirci Ödülü'nü kazanarak başarısını uluslararası arenada kanıtladı. Belgeselin dili ne nostalji batağına saplanıyor ne de sadece acıdan besleniyor; aksine neşeyi, mizahı ve sivil direnişi ön plana çıkararak izleyiciye taptaze bir bakış açısı sunuyor.
Müzik sosyolojisine ilgi duyanlar, göç hikayelerinin perde arkasını merak edenler ve Türkiye'nin yakın tarihine farklı bir perspektiften bakmak isteyen her sinefil bu belgeseli izlemeli. Eğer belgesel film türünde yaratıcı kurgu ve güçlü arşiv kullanımını seviyorsanız, bu yapım sizi büyüleyecektir. Ayrıca, 70'lerin Anadolu Rock tınılarından 90'ların Türkçe Rap dünyasına uzanan o geniş müzikal yelpazeye aşina olan veya bu kökleri merak eden genç kuşaklar için de tam bir görsel sözlük niteliğinde.
Bu filmi izlemek için en büyük neden, resmi tarih kitaplarının anlatmadığı bir "halk tarihini" en çıplak ve en melodik haliyle görmektir. Film, gurbetçiliği sadece bir ekonomik zorunluluk değil, devasa bir müzik endüstrisi yaratan kültürel bir devrim olarak ele alıyor. Cem Karaca'nın Almanya yıllarından tutun da düğün salonlarında elektro bağlamayla yaratılan o benzersiz sound'un kökenine inmek, izleyiciye keşif dolu bir yolculuk vaat ediyor. Ayrıca, gurbetteki Türk toplumunun uğradığı ırkçı saldırılara ve toplumsal baskılara müziğin nasıl bir kalkan olduğunu görmek son derece ilham verici.
Göç ve Kimlik: Yabancı bir kültürde kendi sesini bulma ve koruma mücadelesi.
Müzikal Direniş: Fabrika gürültüsüne ve ayrımcılığa karşı türkülerin ve rap müziğin bir başkaldırı aracı olarak kullanımı.
Emek ve Sermaye: "Mark" peşinde koşan işçilerin, sistem içindeki yerleri ve harcanan hayatlar.
Kültürel Hibritleşme: Anadolu tınılarının Batı enstrümanları ve yaşam tarzıyla birleşerek oluşturduğu yeni janrlar.
Eğer gurbet ve müzik temalı anlatılar ilginizi çekiyorsa, Cem Kaya’nın bir diğer önemli işi olan Remake, Remix, Rip-Off (Motör: Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması) belgeseline mutlaka bakmalısınız. Ayrıca, göçün bireysel yansımalarını işleyen 40 Metrekare Almanya veya daha modern bir perspektif sunan Almanya: Hoşgeldiniz gibi yabancı filmler ve dramalar bu belgeselin anlattığı dünyayı zihninizde pekiştirecektir.
Filmin adı, gurbetçi ozan İsmet Elçi’nin bir şiirinden alınmıştır. Cem Kaya bu proje üzerinde tam yedi yıl boyunca çalışmış, Avrupa'nın dört bir yanındaki bit pazarlarından, kasetçilerden ve özel arşivlerden materyal toplamıştır. Belgeselde yer alan birçok görüntü ilk kez gün yüzüne çıkmış, özellikle 80'li yıllardaki gazino ve düğün sahneleri o dönemin atmosferini tüm canlılığıyla yansıtmak üzere özenle restore edilmiştir.
"Aşk" gurbetçilerin sevdaya ve memlekete duyduğu özlemi, "Mark" ekonomik hayatta kalma çabasını, "Ölüm" ise gurbet ellerde son bulan hayatları ve yaşanan trajedileri simgeler.
Hayır, film geleneksel türkülerden arabeske, 80'lerin diskolarından 90'ların protest rap müziğine kadar Almanya'daki Türklerin ürettiği tüm müzik türlerini kapsıyor.
Bu bir arşiv belgeselidir ancak kurgu dili ve ritmi sayesinde bir kurmaca film kadar sürükleyici ve heyecan verici bir yapıya sahiptir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...