
Yorkshire’ın tepelerinde, bunaltıcı bir yaz sıcağında geçen hikâye, birbirine taban tabana zıt iki genç kızın tesadüfen tanışmasıyla başlar. İşçi sınıfından gelen, asi ve yalnız Mona ile zengin, entelektüel ama bir o kadar da manipülatif Tamsin arasında kısa sürede sarsıcı bir bağ kurulur. Mona, hapisten çıkıp kendini dine adayan ağabeyi Phil’in yarattığı baskıcı atmosferden kaçış ararken; Tamsin, Mona için hem bir kurtarıcı hem de tehlikeli bir arzu nesnesi haline gelir.
İkilinin arasındaki ilişki, masum bir dostluktan öteye geçerek karanlık ve tutkulu bir aşka evrilir. Ancak bu yaz aşkı, göründüğü kadar pembe değildir. Tamsin’in anlattığı trajik hikâyeler ve Mona’nın hayata tutunma çabası, sınıf çatışmalarının ve karakterlerin gizli ajandalarının gölgesinde kalır. Bu dram filmi, gençliğin o uçarı ve her şeyi göze alan ruh halini, gerilimli bir atmosferle birleştirerek izleyiciyi derin bir belirsizliğe sürükler.
Natalie Press, Mona rolünde sergilediği doğal ve ham performansıyla izleyiciyi karakterin çaresizliğine ortak ediyor. Press, Mona’nın içindeki o bastırılmış öfkeyi ve sevgi açlığını editoryal bir ustalıkla dışa vuruyor. Emily Blunt ise Tamsin karakteriyle, kariyerinin en etkileyici çıkışlarından birine imza atıyor. Blunt, Tamsin’in gizemli, cazibeli ve hafif kibirli duruşunu o kadar ikna edici oynuyor ki, karakterin her sözünün altındaki sahteliği ya da gerçeği ayırt etmek imkansız hale geliyor.
Paddy Considine, Mona’nın dini bir uyanış yaşayan ağabeyi Phil rolünde hikâyeye sarsıcı bir ağırlık katıyor. Phil’in eski suçlu kimliği ile yeni edindiği fanatik inancı arasındaki çatışma, filmin alt metnini zenginleştiren en güçlü unsurlardan biri. Üç ana karakter arasındaki bu gerilimli üçgen, filmin oyunculuk kalitesini zirveye taşıyor.
Yönetmen Pawel Pawlikowski, bu filmde İngiliz kırsalının doğal güzelliğini, karakterlerin iç dünyasındaki karmaşayla harmanlayan şiirsel bir sinematografi sunuyor. Filmin temposu, bir yaz ikindisinin ağırlığı gibi ağır ama izleyiciyi içine çeken bir ritme sahip. Müzik kullanımı ve ışık oyunları, hikâyenin rüya ile kabus arasındaki o ince çizgisini başarıyla vurguluyor. "Aşk Yazım", sadece bir gençlik aşkı hikâyesi değil, aynı zamanda kimlik, inanç ve sınıfsal yalanlar üzerine kurulu sert bir editoryal eleştiri niteliği taşıyor.
Psikolojik derinliği olan, karakter odaklı bağımsız sinema örneklerini seven izleyiciler bu yapımı mutlaka izlemeli. Eğer yabancı dram filmleri içinde sınıf çatışmalarını ve gençlik sancılarını işleyen atmosferik işlerden hoşlanıyorsanız, Aşk Yazım beklentilerinizi karşılayacaktır. Ayrıca Emily Blunt’ın parladığı ilk dönem işlerini merak eden sinemaseverler için de kaçırılmaması gereken bir eser.
Film, aşkın sadece bir duygu değil, bazen bir güç savaşı ve kaçış mekanizması olabileceğini çok net bir dille gösteriyor. Yorkshire’ın büyüleyici manzaraları eşliğinde gelişen bu tekinsiz hikâye, izleyiciyi son ana kadar gerçekliğin ne olduğunu sorgulatmaya devam ediyor. Pawlikowski’nin estetik anlayışı ve oyuncuların kusursuz kimyası, filmi türdeşlerinden ayıran en büyük güç.
Sınıf Farklılıkları: Zenginlik ve yoksulluk arasındaki uçurumun ilişkiler üzerindeki manipülatif etkisi.
İnanç ve Bağnazlık: Dini bir uyanışın bireysel özgürlükler üzerindeki baskısı ve samimiyet sorgulaması.
Gerçeklik ve Yalan: Gençlik dönemindeki kimlik inşasında anlatılan hikâyelerin ve yalanların rolü.
Bu filmin yarattığı melankolik ve tekinsiz atmosferi sevdiyseniz, yine bir büyüme hikâyesi olan An Education (Aşk Dersi) veya iki genç kızın saplantılı bağını anlatan Cennet Yaratıkları (Heavenly Creatures) gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca bağımsız sinema sevenler için Mavi En Sıcak Renktir (Blue Is the Warmest Color) de benzer temalar içeren bir öneri olabilir.
Film, Helen Cross’un aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmıştır. Pawel Pawlikowski, çekimler sırasında oyunculara çok fazla doğaçlama alanı tanımış, bu da sahnelerin son derece organik ve gerçekçi hissedilmesini sağlamıştır. Film, 2005 yılında BAFTA En İyi İngiliz Filmi Ödülü’nü kazanarak uluslararası alanda büyük ses getirmiş ve Emily Blunt’ın Hollywood kapılarını aralamasına vesile olmuştur.
Aşk Yazım, klasik romantik filmlerin aksine oldukça sarsıcı ve gerçeği yüzünüze vuran, izleyicide soru işaretleri bırakan bir finale sahiptir.
Emily Blunt, filmin çekimleri sırasında yaklaşık 21 yaşındaydı ve bu rol onun sinema dünyasındaki en büyük çıkış noktalarından biri kabul edilir.
Mona'nın ağabeyi Phil üzerinden işlenen din teması, hikâyede duygusal ve toplumsal bir baskı unsuru olarak yer alır ve ana karakterlerin kaçış arzusunu tetikler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...