
Dram
Auf der Strecke (On the Line), bir alışveriş merkezinde güvenlik görevlisi olarak çalışan Rolf’un, her gün bindiği banliyö treninde gördüğü bir kadına duyduğu gizli hayranlığı merkezine alıyor. Rolf, bu kadına olan ilgisini uzaktan uzağa bir gölge gibi takip ederek sürdürürken, hayatını sadece gözlem yapmak üzerine kurmuştur. Ancak bir gece, aynı trende yaşanan şiddet dolu bir olay, Rolf’un pasif dünyasını ve ahlaki pusulasını tamamen yerinden oynatacaktır.
Trende çıkan bir kavga sırasında, hayran olduğu kadının yanındaki genç bir adam saldırıya uğrar. Rolf, bir güvenlik görevlisi olmasına ve müdahale edebilecek durumda olmasına rağmen, korku ya da kıskançlık gibi karmaşık duygularla hareketsiz kalmayı tercih eder. Bu sessiz kalma anı, sonrasında yaşanacak olan trajik sonuçlarla birleştiğinde, Rolf için geri dönüşü olmayan bir pişmanlık ve suçluluk sarmalının başlangıcı olur. Film, bir insanın pasifliğinin doğurduğu ağır bedelleri sarsıcı bir dille anlatıyor.
Reto Stalder, Rolf karakterinde kelimenin tam anlamıyla devleşiyor. Hiç konuşmadığı sahnelerde bile, karakterin içsel bastırılmışlığını, utancını ve sonrasında gelen yıkımını sadece yüz ifadeleriyle izleyiciye hissettirmeyi başarıyor. Stalder’in performansı, filmin o tekinsiz ve hüzünlü atmosferini sırtlayan en büyük unsur.
Kadrodaki diğer oyuncular, bir tren yolculuğundaki yabancılar kadar gerçekçi ve mesafeli performanslar sergiliyorlar. Yönetmen Reto Caffi, oyuncu yönetiminde doğallığı o kadar ön planda tutmuş ki, izleyici kendisini o tren vagonunda, yaşanan şiddete ve sonrasındaki sessizliğe bizzat tanıklık ediyormuş gibi hissediyor.
Akademi Ödülleri'nde "En İyi Kısa Film" dalında aday gösterilen bu yapım, İsviçre ve Alman sinemasının o soğuk, mesafeli ama derinden vuran tarzının en iyi örneklerinden biridir. Film, bir belgesel gerçekçiliğinde kurgulanmış sahneleriyle kentsel yalnızlığı ve modern insanın çevreye olan duyarsızlığını harika bir şekilde analiz ediyor. Minimalist müzik kullanımı ve trenin monoton sesi, karakterin iç dünyasındaki gerilimi besleyen harika birer işitsel öğeye dönüşüyor.
İnsan psikolojisinin karanlık labirentlerine, vicdan azabına ve ahlaki ikilemlere ilgi duyan izleyiciler bu yapımı kesinlikle kaçırmamalı. Modern şehir hayatının getirdiği yabancılaşmayı ve bireyin toplumsal sorumluluklarını sorgulayan bir drama arayanlar için Auf der Strecke, oldukça doyurucu bir seyir keyfi sunuyor.
Sadece 30 dakika içinde, bir ömür boyu sürecek bir vicdan yükünün nasıl oluştuğunu izlemek sarsıcı bir deneyim. Film, "O an orada olsaydım ne yapardım?" sorusunu izleyiciye sormakla kalmıyor, aynı zamanda eylemsizliğin de bir eylem olduğunu ve sonuçlarının bazen en ağır fiziksel saldırıdan daha yıkıcı olabileceğini gösteriyor.
Vicdan ve Suçluluk: Yapılan hatalardan ziyade, yapılmayan müdahalelerin bıraktığı derin duygusal izler.
Yalnızlık ve Saplantı: Büyük şehirde görünmez olan bireyin, başkalarının hayatında bir yer edinme arzusu.
Eylemsizlik: Toplumsal bir olay karşısında sessiz kalmanın ahlaki ve hukuki sonuçları.
Kentsel Yabancılaşma: Her gün yüz yüze gelinen insanların aslında birbirine ne kadar uzak olduğu gerçeği.
Bu filmdeki vicdan azabı ve gözlemci temasını sevdiyseniz, yine bir güvenlik kamerasının ardındaki hayatları anlatan Gizli (Caché) filmini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca, tren yolculuğu ve rastlantısal olayların insan hayatını nasıl değiştirdiğini işleyen Kör Talih (Blind Chance), benzer bir editoryal derinlik sunan güçlü bir tarihi film veya psikolojik dram örneğidir.
Film, yönetmen Reto Caffi’nin öğrenci bitirme projesi olarak çekilmiş olmasına rağmen dünya çapında büyük bir başarı elde etmiştir.
Yapım, aralarında Locarno ve Clermont-Ferrand gibi prestijli festivallerin de bulunduğu 100'den fazla ödül kazanmıştır.
Filmin adı Türkçeye "Yolda" veya "Hat Üzerinde" olarak çevrilebilir ve hem tren raylarını hem de karakterin hayatındaki çizgiyi temsil eder.
Hayır, film kurgusal bir hikâyedir; ancak modern toplumda sıkça rastlanan "seyirci kalma etkisi" (bystander effect) psikolojik fenomeninden derin izler taşır.
Auf der Strecke, orijinal dili olan Almanca (İsviçre Almancası aksanıyla) olarak çekilmiştir.
Film, izleyiciyi karakterin yaşadığı o ağır vicdan azabıyla baş başa bırakan, ucu açık ve düşünmeye sevk eden sarsıcı bir sonla biter.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...