

Prabha

Anu

Parvaty

Shiaz

Dr. Manoj
Nurse Shanet

Drowning Man
Dr. Supriya
Kaki
Young Woman
Mumbai’nin bitmek bilmeyen uğultusu ve neon ışıkları altında geçen hikâye, bir devlet hastanesinde çalışan iki hemşirenin, Prabha ve Anu’nun iç dünyalarına odaklanıyor. Prabha, yıllar önce yurt dışına çalışmaya giden ve o günden beri kendisinden haber alınamayan kocasının bıraktığı belirsizlikle yaşamaktadır. Rutin hayatı, bir gün postadan çıkan beklenmedik bir hediye ile sarsılır; bu hediye, bastırdığı geçmişini ve arzularını yeniden canlandıracaktır.
Onun genç oda arkadaşı Anu ise, şehrin kalabalığında sevgilisiyle buluşabileceği gizli bir köşe arayışındadır. Toplumsal baskılar ve imkânsızlıklar içinde aşkını yaşama çabası, Anu’yu hayatın gerçekleriyle yüzleştirir. Bu iki kadına, şehirden sürülme tehlikesiyle karşı karşıya olan yaşlı arkadaşları Parvaty de eklenince, üçlü Mumbai’den uzaklaşıp sahil kasabasına doğru bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk, sadece coğrafi bir değişim değil, aynı zamanda hayallerin ve gerçeğin birbirine karıştığı büyülü bir arınma sürecidir.
Kani Kusruti, Prabha karakterinde sergilediği ölçülü ve derinlikli performansla filmin duygusal merkezini oluşturuyor. Kusruti, karakterinin hüzünlü bekleyişini ve içsel disiplinini sadece bakışlarıyla bile izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Anu rolündeki Divya Prabha ise, gençliğin getirdiği o sabırsız ve tutkulu enerjiyi büyük bir doğallıkla canlandırıyor.
Chhaya Kadam, Parvaty karakteriyle hikâyeye hayatın sert gerçekliğini ve bilgeliğini katarken, oyuncu kadrosunun geri kalanı Mumbai sokaklarının kaotik ama samimi dokusunu tamamlıyor. Oyuncular arasındaki uyum, filmin bir kurgu değil de gerçek bir yaşam kesiti olduğu hissini kuvvetlendiriyor. Payal Kapadia’nın oyuncu yönetimi, en küçük mimiğin bile büyük bir anlam kazandığı editoryal bir inceliğe sahip.
Payal Kapadia, bu ilk uzun metrajlı kurmaca filmiyle 30 yıl aradan sonra Cannes Film Festivali ana yarışmasına seçilen ilk Hintli yönetmen oldu ve Büyük Ödül (Grand Prix) ile sinema dünyasında tarihi bir başarıya imza attı. Film, Mumbai’yi sadece bir mekan olarak değil, karakterlerin duygularını yansıtan yaşayan bir organizma gibi ele alıyor. Belgesel estetiğiyle rüya gibi bir atmosferi birleştiren anlatım dili, izleyiciyi yavaş ama derinden etkileyen bir ritme davet ediyor. Işığın kullanımı, yağmurun sesi ve sessizliğin dili, filmi görsel bir şiire dönüştürüyor.
İnce elenmiş karakter analizlerini ve görsel hikâye anlatımını seven sanat filmleri tutkunları için bu yapım bir başyapıt niteliğindedir. Modern Hindistan’daki kadın deneyimine dair klişelerden uzak, samimi bir bakış arayan drama severler bu filmi mutlaka listesine eklemeli. Eğer Wong Kar-wai sinemasındaki o melankolik ve lirik havayı seviyorsanız, bu film size benzer bir estetik haz yaşatacaktır.
Film, kadın dayanışmasını ve bireysel özgürlük arayışını didaktik bir dil kullanmadan, sadece "hissettirerek" anlatıyor. Büyük şehirlerin insanı nasıl yalnızlaştırdığını ama aynı zamanda beklenmedik dostluklara nasıl gebe olduğunu gösterdiği için izlenmeli. Sinematografisindeki her kare bir fotoğraf karesi kadar özenli olan yapım, 2024 yılının dünya sinemasındaki en önemli sanatsal başarılarından biri olarak kabul ediliyor.
Arzu ve Bastırılmışlık: Toplumsal beklentiler ile bireysel istekler arasındaki sessiz çatışma.
Kadın Dayanışması: Farklı kuşaklardan kadınların birbirlerinin yaralarına merhem olma süreci.
Şehir ve Yabancılaşma: Mumbai’nin devasa yapısı içinde bireyin görünmezliği ve aidiyet çabası.
Gerçeklik ve Hayal: Hayatın zorluklarından kaçış yolu olarak hayallere ve anılara sığınma.
Bu filmin şiirsel gerçekçiliğini sevdiyseniz, yine Mumbai atmosferinde geçen duygusal bir bağ hikâyesi olan Sefer Tası (The Lunchbox) ilginizi çekebilir. Kadınların içsel yolculuklarına odaklanan Roma veya şehir melankolisi temalı Aşk Zamanı (In the Mood for Love) bu yapımla benzer bir ruhsal akrabalık taşımaktadır. Ayrıca modern bir drama arayanlar için Nomadland benzer bir "yolda olma ve kendini bulma" teması sunar.
Film, 2024 Cannes Film Festivali'nde "Grand Prix" (Büyük Ödül) kazanarak Hindistan sineması için büyük bir gurur kaynağı olmuştur.
Yönetmen Payal Kapadia, daha önce belgesel çalışmalarıyla tanınan bir isim olduğu için filmde çok güçlü bir gerçeklik duygusu hakimdir.
Çekimlerin bir kısmı Mumbai'nin en işlek bölgelerinde, gizli kameralar ve doğal ışık kullanılarak gerçekleştirilmiştir.
Film, diyaloglarından ziyade atmosferik ses tasarımı ve müzikleriyle izleyicide bir "his" bırakmayı hedefler.
"Hayal Ettiğimiz Her Şey Işık Olarak" şeklinde çevrilebilen başlık, karakterlerin karanlık ve zorlu hayatlarında tutundukları umut kırıntılarını ve hayallerinin aydınlatıcı gücünü simgeler.
Hikâyenin büyük bir kısmı Mumbai'de başlar ancak son bölümde karakterlerin sahil kenarındaki bir kasabaya gitmesiyle atmosfer tamamen değişir.
Direkt bir politik mesaj yerine, karakterlerin sınıfsal konumları ve barınma sorunları üzerinden Hindistan’daki toplumsal yapıya dair editoryal ve zarif eleştiriler sunulur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...