
Komedi

Nick Reve

Nicole Springer

Wolf

Wanda

Chad Palomino

Tito

Cora

Assistant Camera
Gaffer
Sound Mixer / 'Speedo'
Manik Depresif (Living in Oblivion), düşük bütçeli bağımsız bir film çekmeye çalışan yönetmen Nick Reve’in trajikomik bir gününe odaklanıyor. Film, üç ayrı bölümden oluşur ve her bölüm Nick’in sette karşılaştığı farklı bir kabusu temsil eder. İlk bölümde, teknik aksaklıklar ve oyuncu kaprisleri yüzünden basit bir sahnenin çekimi imkansız hale gelirken; ikinci bölümde başrol oyuncusunun narsist tavırları işleri çığırından çıkarır. Üçüncü bölümde ise rüya sahneleri çekilmeye çalışılırken her şey tam bir sürreal karmaşaya dönüşür.
Nick, kısıtlı bütçesiyle sanatsal bir başyapıt yaratmaya çalışırken; bozulan kameralar, patlayan ışıklar, unutulan replikler ve birbirine tahammülü kalmayan set ekibiyle mücadele eder. Film, sinema yapma tutkusunun aslında nasıl bir sabır sınavı olduğunu, hayaller ile gerçeklerin set zemininde nasıl çarpıştığını eşsiz bir mizah diliyle aktarır. Nick için set, bir yaratım alanından ziyade, her an patlamaya hazır bir saatli bombadır.
Filmin başrolünde, idealist ama tükenmiş yönetmen Nick rolüyle Steve Buscemi yer alıyor. Buscemi, karakterin yaşadığı o "patlama noktası" sessizliğini ve ardından gelen sinir krizlerini muazzam bir doğallıkla sergiliyor. Onun bu performansı, bağımsız sinema dünyasının en ikonik karakterlerinden birini yaratıyor.
Catherine Keener, duygusal olarak kırılgan ve ciddiye alınmak isteyen oyuncu Nicole rolünde harikalar yaratırken; Dermot Mulroney, setteki her şeyi bildiğini sanan karizmatik ama işlevsiz görüntü yönetmeni Wolf rolüyle filme büyük bir neşe katıyor. Filmin belki de en unutulmaz performansı, Hollywood yıldızı egolarını hicveden Chad Palomino rolündeki James LeGros’a ait. Ayrıca Peter Dinklage, kariyerinin başında, cüce karakterlerin sinemada sadece rüya sahnelerinde kullanılmasına isyan eden bir oyuncu olarak karşımıza çıkıyor.
Yönetmen Tom DiCillo, aslında kendi yaşadığı set tecrübelerinden yola çıkarak sinema sektörüne içeriden ve oldukça iğneleyici bir bakış atıyor. Manik Depresif, sinemayı romantize etmek yerine onun kirli, gürültülü ve bazen tamamen mantıksız olan mutfağını gösteriyor. Filmin anlatım dili, siyah-beyaz ve renkli sahneler arasındaki geçişlerle rüya ve gerçek ayrımını ustalıkla bulanıklaştırıyor. Tempo, setteki kaos arttıkça hızlanıyor ve izleyiciyi Nick’in çaresizliğine ortak eden samimi bir atmosfer yaratıyor.
Sinema öğrencileri, film sektörü çalışanları ve bir filmin nasıl çekildiğini merak eden her sinemasever bu yapımı mutlaka izlemeli. Komedi filmleri içinde daha zeki, hiciv dolu ve sektörel eleştiri barındıran yapımlardan hoşlananlar için Manik Depresif tam bir mücevherdir. Bağımsız ruhlu, düşük bütçeli ama yüksek zekalı filmleri sevenler, Nick’in yaşadığı bu kaotik günde kendilerinden çok şey bulacaklardır.
Bu film, sinemanın "ışıltılı" dünyasının arkasındaki o kan, ter ve gözyaşını en eğlenceli şekilde ifşa ediyor. Bir sahnenin neden 50 kez tekrarlandığını, bir mikrofonun kadraja girmesinin bir yönetmeni nasıl delirtebileceğini görmek için harika bir fırsat. Manik Depresif, yaratıcılığın sancılarını anlatırken aynı zamanda insan egosunun ne kadar gülünç olabileceğini de kanıtlıyor. Özellikle set ortamını deneyimlemiş olanlar için bu film, adeta bir terapi niteliği taşıyor.
Yaratım Süreci: Sanat icra etmeye çalışırken karşılaşılan pratik ve absürt engeller.
Ego ve Narsisizm: Oyuncuların ve teknik ekibin kişisel hırslarının işin önüne geçmesi.
Sabır ve Direnç: Bir yönetmenin hayalini korumak için ne kadar ileri gidebileceği.
Rüya vs. Gerçek: Sinemanın yarattığı illüzyon ile set arkasındaki çiğ gerçeklik arasındaki uçurum.
Sektörün iç yüzünü anlatan yapımları sevdiyseniz, bir diğer set arkası klasiği olan Day for Night (Gecenin Rengi) veya Hollywood'u daha karanlık bir yerden eleştiren The Player filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca yine bağımsız sinema ruhunu ve absürt mizahı yansıtan Ed Wood ve Bowfinger, Manik Depresif ile benzer bir keyif sunacaktır.
Film o kadar düşük bir bütçeyle çekilmiştir ki, oyuncuların çoğu filmde yer almak için ücret talep etmemiştir.
Yönetmen Tom DiCillo, filmin finansmanını arkadaşlarından topladığı küçük meblağlarla sağlamıştır.
Peter Dinklage’ın filmdeki "Neden tüm cüceler rüya sahnelerinde oynamak zorunda?" isyanı, sinema tarihindeki en haklı ve ikonik çıkışlardan biri olarak kabul edilir.
Türkçe vizyon adı karakterin set içindeki duygu durum geçişlerine (bir an çok heyecanlı, bir an tamamen yıkılmış olması) atıfta bulunsa da, orijinal adı olan "Living in Oblivion" (Unutulmuşlukta Yaşamak), bağımsız sinemacıların görünmezlik mücadelesine işaret eder.
Birebir gerçek olmasa da yönetmen Tom DiCillo’nun kendi setlerinde yaşadığı absürt olayların bir derlemesi niteliğindedir.
Rüya sahneleri, sinemanın kendi başına bir rüya fabrikası olduğunu ama bu fabrikayı ayakta tutmanın fiziksel bir kabus olabileceğini simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...