

Jane Goodale

Ray Brown

Eddie Alden

Liz

Diane Roberts

Alice, Jane's Sister

Evelyn

Stephen, Alice's Husband

Yoga Instructor #1

Realtor
Jane Goodale, popüler bir talk show programında yapımcı olarak çalışan ve aşk hayatında aradığı mutluluğu bir türlü bulamayan genç bir kadındır. Programın yeni yöneticisi Ray Brown ile tutkulu bir ilişkiye başladığında, sonunda "doğru adamı" bulduğunu düşünür. Ancak Ray, birlikte eve çıkma planları yaparken aniden Jane’i terk eder. Bu beklenmedik ayrılıkla yıkılan Jane, erkeklerin neden belirli bir süre sonra ilişkiden kaçtığını anlamak için ilginç bir teori geliştirir.
Jane, biyolojik bir makaleden yola çıkarak "Eski İnek Teorisi"ni ortaya atar: Boğalar asla aynı inekle ikinci kez çiftleşmezler. Bu teoriyi ispatlamak için takma bir isimle köşe yazıları yazmaya başlar ve kısa sürede tüm New York’un konuştuğu bir fenomen haline gelir. Ev arkadaşı ve tam bir çapkın olan iş arkadaşı Eddie ile yaşadığı çatışmalar, Jane’in hem kendi teorisini hem de aşka olan inancını yeniden sorgulamasına neden olacaktır.
Ashley Judd, Jane Goodale rolünde hem sempatik hem de savunmasız bir karakter çizerek filmin duygusal yükünü başarıyla taşıyor. İzleyici, Jane’in yaşadığı hayal kırıklıklarında kendinden bir parça bulabiliyor. Hugh Jackman ise Jane’in alaycı ama içten ev arkadaşı Eddie rolünde, karizmasıyla sahnelerin tozunu attırıyor. Jackman’ın bu filmdeki performansı, onun sadece aksiyon sahnelerinde değil, romantik komedi türünde de ne kadar yetenekli olduğunu kanıtlıyor.
Greg Kinnear, Jane’in kalbini kıran Ray karakterinde izleyiciyi hem kendine çeken hem de sinir eden bir profil sunuyor. Marisa Tomei ise Jane’in en yakın arkadaşı rolünde, filme enerji ve mizah katan bir performans sergiliyor. Oyuncular arasındaki kimya, hikâyenin samimiyetini artıran en güçlü unsurlardan biri.
Yönetmen Tony Goldwyn, bu yapımda modern şehir hayatındaki ikili ilişkileri ve flört kültürünü esprili bir dille eleştiriyor. Film, tipik bir "ayrılık sonrası toparlanma" hikâyesi gibi görünse de, kadının toplumdaki yeri ve duygusal bağımsızlığı üzerine de önemli alt metinler barındırıyor. Senaryo, erkek ve kadın bakış açılarını "inekler ve boğalar" gibi eğlenceli bir metafor üzerinden çarpıştırarak izleyiciyi hem güldürüyor hem de düşündürüyor. Görsel olarak 2000’lerin başındaki New York atmosferini başarıyla yansıtan yapım, türün meraklıları için keyifli bir seyirlik sunuyor.
İlişki dinamikleri üzerine kafa yoran, ayrılık acısını mizahla harmanlayan hikâyeleri sevenler bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer "Bridget Jones’un Günlüğü" veya "Sex and the City" tarzı yapımlardan hoşlanıyorsanız, Jane’in bu bilimsel görünümlü aşk mücadelesi ilginizi çekecektir. Ayrıca Hugh Jackman hayranları için oyuncunun kariyerinin başlarındaki bu enerjik performansı görmek harika bir fırsat.
Aşkın formüllerle ya da biyolojik teorilerle açıklanamayacağını, en beklenmedik anlarda karşımıza çıkabileceğini kanıtladığı için izlenmelidir. Film, sadece kadınların değil, erkeklerin de ilişkilere bakış açısını dürüstçe ortaya koyuyor. Samimi diyalogları, eğlenceli olay örgüsü ve "hayat devam ediyor" dedirten pozitif enerjisiyle bu komedi filmi, moral tazelemek için birebir.
Duygusal Savunma Mekanizmaları: Acı çekmemek için gerçeklerden kaçıp teorilere sığınma çabası.
Cinsiyet Rolleri: Erkeklerin ve kadınların ilişkilerdeki beklentilerinin çatışması.
Kendini Keşfetme: Başkalarını analiz etmeye çalışırken aslında kendi ihtiyaçlarını ve hatalarını fark etme.
Dostluktan Aşka: En yakınındaki insanın değerini, her şey ters gittiğinde anlama süreci.
Eğer bu filmin yarattığı sıcaklığı sevdiyseniz, bir başka New York güzellemesi olan Serendipity (Tesadüf) filmini izleyebilirsiniz. Benzer bir ayrılık ve yeniden başlama teması işleyen How to Lose a Guy in 10 Days (Bir Erkek 10 Günde Nasıl Kaybedilir) veya daha dram ağırlıklı ama romantik bir seçenek olarak Sweet November, bu türdeki listeniz için harika eklemeler olacaktır.
Filmin orijinal adı "Someone Like You" olup, ülkemizde "Bazıları Çabuk Bıkar" ismiyle vizyona girmiştir.
Film, Laura Zigman’ın "Animal Husbandry" adlı çok satan romanından sinemaya uyarlanmıştır.
Çekimlerin çoğu New York'un kalbinde yapılmış, şehrin ikonik mekanları doğal bir dekor olarak kullanılmıştır.
Filmde anlatılan teori, karakterin kendi deneyimlerinden yola çıkarak uydurduğu mizahi bir yaklaşımdır. Bilimsel bir geçerliliği olmasa da, ilişkilerdeki bazı kaçış davranışlarını eğlenceli bir şekilde simgeler.
Filmin soundtrack albümü, Van Morrison'ın aynı isimli "Someone Like You" şarkısı başta olmak üzere dönemin ruhunu yansıtan soft pop parçalarıyla oldukça dikkat çekmiştir.
Set arkası görüntülerinde ve röportajlarda, iki oyuncunun çekimler sırasında çok iyi bir dostluk kurduğu ve bu enerjinin ekrana yansıyan kimyayı güçlendirdiği belirtilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...