
Şiddetli bir fırtına sırasında yolda kalan bir aile, geceyi geçirmek için ormanın derinliklerindeki görkemli bir malikaneye sığınır. Ancak bu sıradan bir ev değil, yaşlı bir oyuncak ustası ve eşinin binlerce antika bebekle dolu yuvasıdır. Dolls, ilk dakikalarından itibaren izleyiciye huzursuz edici bir atmosfer sunarken, dışarıdaki fırtınanın evin içindeki sessiz tehlikeden çok daha güvenli olduğunu hissettiriyor.
Malikanenin her köşesinde pusuya yatmış gibi görünen bu figürler, sadece dekoratif birer nesne değildir. Dolls filminde oyuncaklar, masumiyetten uzak, kendi adalet duygularına sahip canlı varlıklar olarak karşımıza çıkıyor. Evin sahipleri nazik görünse de, bu sessiz sakinlerin gece olduğunda nasıl bir dehşete dönüştüğü, misafirlerin karakterleri üzerinden şekillenen karanlık bir sınavı başlatıyor.
Film, hayal gücünü kaybetmemiş bir çocuk ile açgözlü yetişkinler arasındaki zıtlığı ustalıkla işliyor. Dolls, izleyiciye şu soruyu sorduruyor: "Kalbindeki iyiliği yitirmiş bir yetişkin, bir oyuncak bebeğin bakışları altında ne kadar güvende olabilir?" Masalsı bir anlatımla kanlı bir dehşeti harmanlayan yapım, türünün en özgün örneklerinden biri olarak kabul ediliyor.
Görsel efektlerin pratik yöntemlerle ve büyük bir titizlikle hazırlandığı Dolls, dijital efektlerin olmadığı bir dönemde yaratıcılığın neler başarabileceğini kanıtlıyor. Stuart Gordon’ın vizyonuyla hayat bulan bu minyatür katiller, bugün bile izleyicinin tüylerini ürpertmeyi başarıyor. Eğer klasik korku atmosferini ve gotik hikayeleri seviyorsanız, bu yapım mutlaka listenizde olmalı.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...