
Dram
-

-
-
-

-
-
-
-
-
-
Ben İyi Biri Olmadan Önce, hayatında sahip olduğu her şeyi kaybetmiş olan Aras’ın, geçmişiyle yüzleşme ve yeniden "iyi biri" olma çabasını merkezine alıyor. Karısını, işini ve sosyal statüsünü kaybeden Aras, İstanbul’un kaotik ama bir o kadar da yalnızlaştırıcı atmosferinde kendine yeni bir yol çizmeye çalışır. Ancak bu yol, sadece fiziksel bir yer değiştirme değil, aynı zamanda karakterinin en karanlık köşelerine yapılan bir yolculuktur.
Aras’ın hikâyesi, modern insanın şehir hayatındaki sıkışmışlığını ve bencilliğini sorgularken, izleyiciyi "İyilik nedir?" sorusuyla baş başa bırakıyor. Aras’ın karşısına çıkan farklı karakterler, onun bu içsel yolculuğunda birer ayna görevi görür. Bu etkileyici dram filmi, bir adamın düşüşünü değil, düştüğü yerden kalkarken ruhunda verdiği büyük savaşı editoryal bir ustalıkla işliyor.
Filmin başrolünde Aras karakterine hayat veren ve performansıyla filmin duygusal yükünü başarıyla taşıyan bir oyuncu kadrosu yer alıyor. Pelin Batu, filmdeki varlığıyla hikâyeye farklı bir zarafet ve derinlik katarken, karakterler arasındaki gerilimi ve duygusal bağı güçlendiriyor. Her bir oyuncu, canlandırdığı karakterin içsel çatışmalarını abartıdan uzak, oldukça doğal bir şekilde ekrana yansıtıyor.
Kadrodaki yan karakterler de ana hikâyeye hizmet eden, Aras'ın değişim sürecini tetikleyen kritik rollerde karşımıza çıkıyor. Performanslara dair en dikkat çekici detay, karakterlerin siyah ya da beyaz değil, gerçek hayattaki gibi gri alanlarda konumlanmasıdır. Bu durum, oyuncuların yeteneklerini sergileyebilecekleri geniş bir alan yaratıyor.
Şerafettin Kaya’nın yönetmenliğini üstlendiği yapım, bağımsız sinemanın estetik anlayışını toplumsal bir eleştiriyle birleştiriyor. Filmin temposu, ana karakterin iç dünyasındaki karmaşayı yansıtacak şekilde ağır ama etkileyici bir akışa sahip. Görsel tercihlerde kullanılan soluk renkler ve geniş açılar, Aras’ın yaşadığı yabancılaşma duygusunu izleyiciye iliklerine kadar hissettiriyor.
Yerli filmler arasında karakter odaklı anlatımıyla sıyrılan eser, klişelerden kaçınarak izleyicisine dürüst bir hikâye anlatıyor. Yönetmenlik, izleyiciye hazır cevaplar sunmak yerine, onları da karakterle birlikte düşünmeye ve sorgulamaya itiyor. Bu yaklaşım, filmi sadece bir seyirlik olmaktan çıkarıp kalıcı bir deneyime dönüştürüyor.
Modern dünyanın getirdiği yalnızlığı ve bireysel varoluş sancılarını konu alan yabancı filmler veya yerli yapımlardan hoşlananlar için bu film ideal bir tercihtir. İçsel yolculukları, vicdan muhasebesini ve dramatik derinliği seven sinemaseverler bu yapımı mutlaka listelerine eklemeli. Eğer hızlı aksiyon yerine, zihinde iz bırakan ve karakter gelişimine odaklanan dram filmleri ilginizi çekiyorsa, bu film size hitap edecektir.
İyilik ve kötülük kavramlarının ne kadar izafi olduğunu bir kez daha sorgulamak için.
İstanbul’un arka sokaklarında geçen, gösterişten uzak ve samimi bir hikâyeye tanıklık etmek için.
Bağımsız sinemanın sunduğu o özgür ve cesur anlatım dilini deneyimlemek için.
Bir insanın en dipten başlama çabasının yarattığı umudu hissetmek için.
Vicdan Muhasebesi: Geçmiş hatalarla yüzleşmenin kaçınılmazlığı ve ağırlığı.
Yabancılaşma: Modern şehir hayatında bireyin kendine ve topluma yabancılaşması.
Yeniden Doğuş: Her kaybın aslında yeni bir başlangıç için bir zemin hazırlaması.
İyilik Arayışı: Toplumun "iyi" tanımı ile bireyin kendi içindeki iyilik arayışı arasındaki fark.
Bu filmin melankolik ve düşünsel havasını sevdiyseniz, şu yerli filmler listesine de göz atabilirsiniz:
Uzak: Nuri Bilge Ceylan’ın yalnızlık ve yabancılaşma üzerine kurduğu o meşhur atmosferi hatırlatır.
Yozgat Blues: Karakterlerin hayal kırıklıkları ve küçük umutları arasındaki dengeyi benzer bir naiflikle işler.
Sonbahar: İçsel bir dönüşü ve geçmişin izlerini taşıyan dramatik yapısıyla bu filme yakın durur.
Film, düşük bir bütçeyle ama büyük bir tutkuyla hayata geçirilmiş bir bağımsız sinema örneğidir.
Çekimlerin büyük bir bölümü İstanbul’un pek bilinmeyen, hikâyenin ruhuna uygun gri semtlerinde gerçekleştirilmiştir.
Senaryo aşamasında, karakterin yaşadığı psikolojik gelgitler için psikolojik danışmanlardan görüşler alınmıştır.
Çünkü film, karakterin "iyi" olarak tanımlanabileceği o noktaya ulaşmadan önceki tüm sancılı, karanlık ve gerçekçi süreci anlatmayı hedefliyor.
Nejat İşler, filmin anlatım dilini güçlendiren ve hikâyeye dışarıdan bir gözle derinlik katan anlatıcı sesiyle projeye dahil olmuştur.
Hayır, temelde bir aşk hikâyesi değil, bireyin kendisiyle olan ilişkisini ve hayata tutunma mücadelesini anlatan bir dramdır; ancak karakterin geçmişindeki aşk izleri hikâyeyi tetikleyen unsurlardan biridir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...