
Dram, Fantastik
Benim Sinemalarım, Füruzan’ın aynı adlı öyküsünden beyazperdeye aktarılan, Türk sinemasının en naif ama bir o kadar da hüzünlü eserlerinden biridir. Hikâye, 1960’lı yılların İstanbul’unda, yoksul ve baskıcı bir aile ortamında büyüyen Nesibe’nin dünyasına odaklanır. Nesibe için dış dünya ne kadar gri ve umutsuzsa, sinema salonlarının o büyülü karanlığı bir o kadar renkli ve vaat doludur.
Bu dram filmi, genç bir kızın cinsel uyanışını, aile içi şiddeti ve kadın olmanın ağırlığını sinemanın illüzyonuyla harmanlar. Nesibe, evdeki sevgisizlikten ve babasının sert disiplininden kaçmak için kendini sinema salonlarına atar; izlediği filmlerdeki hayatlara öykünerek kendine hayali bir dünya kurar. Ancak bu kaçış, onu gerçek hayatın acımasız pazarlıklarıyla ve yanlış tercihlerle yüzleşmekten kurtaramaz. Film, hayallerle gerçeklerin çarpıştığı o ince çizgide, bir genç kızın trajik büyüme öyküsünü ilmek ilmek işler.
Filmin başrolünde, Nesibe karakterine hayat veren Hülya Avşar yer alıyor. Avşar, kariyerinin en duru ve derinlikli performanslarından birini sergileyerek, bir yandan çocuksu bir merakı diğer yandan erken olgunlaşmak zorunda kalan bir kadının çaresizliğini ustalıkla yansıtıyor. Oyuncunun bu roldeki başarısı, filmi bir "yıldız filmi" olmaktan çıkarıp gerçek bir sanat filmi kimliğine büründürüyor.
Nesibe’nin babası rolünde izlediğimiz Yaman Okay, otoriter ve sevgisiz baba figürünü öylesine gerçekçi kılıyor ki, izleyici karakterin yarattığı o boğucu atmosferi evinde hissediyor. Anne rolündeki Derya Alabora ise, geleneksel baskı ile kızı arasındaki sıkışmışlığı sessiz ama etkileyici bir oyunculukla sunuyor. Kadronun başarısı, hikâyenin edebi derinliğini görsel bir şölene dönüştürüyor.
Füruzan ve Gülsün Karamustafa tarafından yönetilen yapım, bir yazar-ressam iş birliğinin estetik dokunuşlarını her karesinde hissettiriyor. 1990 yapımı olan film, 1960’lar İstanbul’unu kostümlerden mekanlara kadar muazzam bir detaycılıkla yeniden inşa ediyor. Yönetmenlik dili, klasik Yeşilçam anlatısından uzak, daha çok Avrupa sinemasının minimalist ve atmosfer odaklı tarzına yakın duruyor. Filmin temposu, Nesibe’nin iç dünyasındaki yavaş kırılmaları takip ederken izleyiciyi de bu melankolik atmosfere ortak ediyor.
Edebiyat uyarlamalarına ilgi duyanlar, 1960'ların Türkiye'sine sosyolojik bir pencereden bakmak isteyenler ve kadın kimliği üzerine derinleşen hikâyeleri sevenler için bu yerli film bir başucu eseri niteliğindedir. Sinemanın bir birey üzerindeki iyileştirici ama bazen de yanıltıcı etkisini merak eden her sinemasever, bu estetik yolculuğa çıkmalıdır.
Benim Sinemalarım, sinemayı sadece bir eğlence aracı olarak değil, bir "varoluş sığınağı" olarak konumlandırmasıyla benzerlerinden ayrılıyor. Filmi izlemek için en büyük nedenlerden biri, Füruzan’ın o eşsiz edebi dilinin görsellikle nasıl bu kadar zarif bir şekilde birleştiğine tanıklık etmektir. Ayrıca Hülya Avşar’ın oyunculuk yeteneğinin ne denli geniş bir yelpazeye sahip olduğunu kanıtlayan en güçlü yapımlardan biridir.
Hayal ve Gerçek Çatışması: Sinemanın sunduğu ışıltılı dünya ile yoksul hayatın tezatlığı.
Kadın ve Baskı: Ataerkil aile yapısında bir genç kızın kendini var etme mücadelesi.
Yalnızlık: Nesibe’nin kalabalık ailesi içinde hissettiği derin ruhsal boşluk.
Sinema Tutkusu: Bir sanat dalının, insanın hayata tutunmasını sağlayan tek dal olması.
Bu filmin yarattığı edebi ve melankolik atmosferi sevdiyseniz, yine bir Füruzan eseri tadındaki yapımları veya benzer bir büyüme hikâyesini işleyen Aaahh Belinda (hayal/gerçek teması açısından) ve Uçurtmayı Vurmasınlar gibi toplumsal dramları izleyebilirsiniz. Ayrıca Zeki Demirkubuz’un karakter odaklı Kader filmi de farklı bir tonla olsa da benzer bir çıkışsızlığı işler.
Film, ünlü yazar Füruzan ve ressam Gülsün Karamustafa'nın birlikte yönettiği tek uzun metrajlı yapımdır.
Cannes Film Festivali dahil birçok uluslararası festivalde gösterilmiş ve Türk sinemasının "yeni dalga" örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir.
Filmin sanat yönetimi, dönemin İstanbul atmosferini yansıtmak adına dönemin en yetkin isimleri tarafından titizlikle hazırlanmıştır.
Hayır, film bir biyografi değildir; Füruzan’ın aynı isimli kurgusal öyküsünden uyarlanmıştır, ancak dönemin ruhunu ve insan tipolojilerini gerçeğe çok yakın bir şekilde yansıtır.
Film bir müzikal ya da arabesk film değildir; dolayısıyla bu yapımda Hülya Avşar'ı şarkıcı kimliğiyle değil, tamamen dramatik bir karakter oyuncusu olarak izliyoruz.
Nesibe, duygularını dile getiremeyen, yaşadığı baskıyı içine atan bir karakterdir; bu yüzden filmde diyaloglardan ziyade Hülya Avşar’ın yüz ifadeleri ve içsel bakışları hikâyeyi anlatır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...