

Voice-over (from Det perfekte menneske) / Self - Director / +

Self / Obstructor (segment "The Conversations")

The Perfect Man (from Det perfekte menneske) (archive footage)
The Perfect Woman (from Det perfekte menneske) (archive footage)
The Perfect Man (segment "Cuba")

The Perfect Woman (segment "Cuba")
(segment "Cuba")

The Perfect Man / Voice-over (Brussels) / Speaker (Cartoon)

The Perfect Woman (segment "Brussels")
Maid (segment "Brussels")
Lars Von Trier'den 5 Engel, belgesel ile kurmaca arasındaki çizgiyi bulanıklaştıran, sinematografik bir deney niteliğindedir. Danimarkalı aykırı yönetmen Lars von Trier, idolü ve akıl hocası olan usta yönetmen Jørgen Leth’e reddedemeyeceği bir teklif sunar. Leth, 1967 yılında çektiği ve bir başyapıt kabul edilen kısa filmi "Kusursuz İnsan"ı (The Perfect Human) beş kez yeniden çekecektir. Ancak her çekimde, Von Trier tarafından belirlenen ve süreci imkânsız hale getirmeyi amaçlayan sert "engeller" (kısıtlamalar) ile mücadele etmek zorundadır.
Film, yaratıcılığın özgürlükten mi yoksa engellerden mi beslendiğini sorgulayan entelektüel bir savaşa dönüşür. Küba'nın kaotik sokaklarında çekim yapmaktan animasyon tekniğine zorlanmaya, her karede 12 kareden fazla kullanmama kuralından Brüksel’in en izbe yerlerinde ziyafet çekmeye kadar her engel, Leth’in estetik algısını zorlar. Von Trier, bu süreçte bir nevi "oyun kurucu" veya "işkenceci" rolünü üstlenirken, izleyici sinemanın teknik mutfağına ve yaratım sancılarına en saf haliyle tanıklık eder.
Filmin ana figürleri, bizzat yönetmenlerin kendisidir. Lars von Trier, manipülatif ve talepkâr tavrıyla filmin "antagonist"i rolünü üstlenirken; Jørgen Leth, zarafeti ve ustalığıyla bu saldırılara yaratıcı cevaplar veren "protagonist" olarak karşımıza çıkar. İkili arasındaki diyaloglar, usta-çırak ilişkisinden ziyade, iki entelektüel zihnin satranç maçı gibidir.
Orijinal "Kusursuz İnsan" filminin oyuncuları olan Claus Nissen ve Majken Algren, arşiv görüntüleriyle yapıma eşlik ederken; yeniden çekimlerde yer alan figüranlar ve yerel halk, Leth’in vizyonunun birer parçası haline gelir. Performanslar burada geleneksel oyunculuktan ziyade, yönetmenin vizyonuna hizmet eden birer estetik nesne olarak konumlandırılır. Özellikle Küba’daki sahnelerde yer alan isimsiz figürlerin gerçekliği, belgeselin dokusunu güçlendirir.
Lars von Trier ve Jørgen Leth, bu filmle sinemanın felsefi bir tartışma alanı olduğunu kanıtlıyor. Film, sadece bir kamera arkası belgeseli değil, aynı zamanda yaratıcılığın psikolojisi üzerine bir incelemedir. Von Trier’in Dogma 95 akımındaki katı kuralları bu kez bir başkasının üzerinde denemesi, filmi editoryal açıdan hem kışkırtıcı hem de öğretici kılıyor. Görsel dil, her engelde değişerek izleyiciye sinemanın sınırsız anlatım olanaklarını sunarken, kurgu bu beş farklı dünyayı ustalıkla birbirine bağlıyor.
Sinema öğrencileri, yönetmen adayları ve sanatsal yaratım sürecine ilgi duyan herkes için bu yapım bir ders niteliğindedir. Eğer sadece bir film izlemek değil, bir sanatın nasıl inşa edildiğini ve kurallar yıkıldığında (veya yenileri koyulduğunda) neler olduğunu görmek istiyorsanız bu belgesel tam size göre. Bağımsız sinema tutkunları ve Lars von Trier’in deneysel dünyasını merak edenler için kaçırılmaması gereken bir entelektüel şölen sunuyor.
Filmi izlemek için en geçerli sebep, yaratıcılığın konfor alanından çıktığında nasıl devleştiğine tanık olmaktır. "Engel"lerin aslında birer kısıtlama değil, yeni ufuklar açan birer araç olduğunu görmek izleyicide ilham verici bir etki yaratıyor. Ayrıca Jørgen Leth’in her türlü "sabotaja" rağmen estetikten ödün vermeyen duruşu, sanatçının direnişini simgeleyen muazzam bir biyografi ve dram örneği teşkil ediyor.
Yaratıcılık ve Kısıtlama: Özgürlüğün değil, sınırların dehayla buluşması.
Usta ve Mürit Çatışması: İki kuşak yönetmen arasındaki estetik ve felsefi hesaplaşma.
Sinemanın Doğası: Görüntünün, kurgunun ve teknik kuralların hikâye üzerindeki mutlak hakimiyeti.
Bu tür deneysel ve sinemayı sorgulayan yapımları seviyorsanız, Jean-Luc Godard’ın Sinema Tarih(ler)i veya Abbas Kiarostami’nin 10 filmi ilginizi çekebilir. Ayrıca, yönetmenlerin yaratım süreçlerine odaklanan 8 Buçuk gibi kurgusal klasikler veya Herzog’un Karanlığın Kalbi belgeseli, sinema tutkunları için bu kült film listesinde yer alması gereken yapımlardır.
Film, Von Trier’in "Dogma 95" manifestosunun bir tür yansıması olsa da, aslında her türlü kuralın sanatçının özgünlüğünü yok edemeyeceği tezini savunur. Jørgen Leth, başlangıçta bu projeden çekinse de sonuçtan o kadar memnun kalmıştır ki film, dünya çapındaki film okullarında zorunlu izleme listelerine girmiştir. Çekimler dünyanın farklı yerlerinde (Küba, Bombay, Brüksel) gerçekleştirilerek her bölümde bambaşka bir atmosfer yakalanmıştır.
Evet, özellikle animasyon çekmeye zorlandığı veya etik açıdan kendini rahatsız hissettiği sahnelerde gerçek bir duygusal ve yaratıcı stres yaşadığı filmde açıkça görülmektedir.
Bunlar; Küba kuralı (12 kare kuralı), en berbat yer kuralı (Brüksel), tam özgürlük (Leth'in en sevmediği şey), animasyon kuralı ve son olarak Von Trier'in yazdığı bir metnin okunması kuralıdır.
Hayır, yaratıcılık, oyun ve psikoloji ile ilgilenen her izleyici için sürükleyici ve düşündürücü bir hikâye sunmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...