

Mert Akbay

Deniz Demirci

Cengiz Akbay

Rana Akbay

Bora Çatak

Aylin Kargın Çatak

Dilek Hanoğlu

Candan

Damadın Dayısı

Ruhi Bey
Mert, New York’ta eğitimini tamamlamış, zengin bir ailenin tek veliahtı olarak İstanbul’a döner. Hayatı boyunca her şeyi planlanmış, konforlu bir fanusun içinde yaşayan Mert’in dünyası, tekneleriyle çıktıkları bir Ege yolculuğunda tanıştığı Deniz ile altüst olur. Deniz, Mert’in alışık olduğu kadın figürlerinden çok farklı; kuralsız, özgür ruhlu ve vahşi bir çekiciliğe sahip genç bir kadındır.
Mert, Deniz’in peşinden sürüklenirken sadece kendi güvenli limanlarını değil, ailesinin ve sosyal çevresinin katı kurallarını da terk etmeye başlar. Ancak bu tutkulu aşk, bir yandan Mert’i özgürleştirirken diğer yandan onu karanlık bir belirsizliğe doğru çeker. Masmavi suların ortasında başlayan bu ilişki, kıyıya vurulduğunda sınıfsal farklılıkların, anne otoritesinin ve insanın kendi doğasından kaçamayacağı gerçeğinin sert tokatıyla sarsılır. Film, bir avuç denizin içinde boğulmaya çalışan ruhların hikâyesini anlatıyor.
Engin Altan Düzyatan, Mert karakterinde kontrollü hayatı ile bastırılmış duyguları arasında kalan adamı büyük bir başarıyla canlandırıyor. Berrak Tüzünataç ise Deniz rolünde, karaktere adını veren o hırçın ve öngörülemez yapıyı ekranın dışına taşıracak bir enerjiyle yansıtıyor. İkilinin arasındaki kimya, filmin cüretkar sahnelerini duygusal bir derinlikle birleştiriyor.
Can Gürzap ve Zeynep Özder gibi isimler, Mert’in ait olduğu o steril üst sınıf dünyayı tüm soğukluğuyla temsil ederken; usta oyuncu Ayda Aksel, oğlunu koruma içgüdüsüyle otoriter bir güç figürüne dönüşen anne rolünde kusursuz bir performans sergiliyor.
Yönetmen Leyla Yılmaz, ilk uzun metrajlı filminde sınıf çatışmasını ve bireysel özgürlük temasını Ege’nin eşsiz görselliğiyle harmanlıyor. Film, sadece bir aşk hikâyesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin üst orta sınıfının yaşam biçimine ve ahlak anlayışına dair eleştirel bir bakış sunuyor. Görüntü yönetimi, denizin ferahlığını ve aynı zamanda bir hapishane gibi insanı kuşatan uçsuz bucaksızlığını ustalıkla perdeye aktarıyor. Tempo, karakterlerin ruhsal dönüşümüne paralel olarak bazen durgun bazen de fırtınalı bir akış izliyor.
Sınıfsal çatışmaların gölgesinde geçen tutkulu aşk hikâyelerini ve karakter psikolojisine odaklanan dramları sevenler bu yapımı kaçırmamalı. Eğer yerli filmler içerisinde daha modern, şehirli ve cesur bir anlatım arıyorsanız, bu film tam size göre. Özellikle Ege ve deniz atmosferini seven, estetik kaygısı yüksek bir platform filmi deneyimi yaşamak isteyen izleyiciler için oldukça idealdir.
Aşkın insanı nasıl dönüştürebileceğini ve aynı zamanda aile bağlarının bir insanı nasıl zincirleyebileceğini dürüstçe gösterdiği için izlenmeli. Berrak Tüzünataç ve Engin Altan Düzyatan’ın kariyerlerindeki en cesur ve derinlikli performanslardan bazılarını barındırması, filmi türdeşlerinden ayırıyor. Modern Türk sinemasında "elitist" yaşam biçimini bu kadar içeriden ve sorgulayıcı bir dille ele alan nadir yapımlardan biridir.
Özgürlük ve Esaret: Kendi hayatının iplerini eline almak ile toplumsal beklentiler arasında sıkışmak.
Sınıfsal Farklılıklar: Eğitim ve zenginliğin, insanın içsel arzuları karşısındaki etkisizliği.
Anne ve Oğul İlişkisi: Koruyucu bir sevginin zamanla nasıl bir prangaya dönüştüğü.
Bu filmin sunduğu modern dramatik yapıyı ve sınıfsal gerilimi sevdiyseniz, yine bir kaçış ve kendini bulma hikâyesi olan Kaybedenler Kulübü veya aşkın yıpratıcı gücünü anlatan Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku gibi benzeri filmler listenize eklenebilir. Ayrıca toplumsal baskıyı ele alan Ay Büyürken Uyuyamam da alternatif bir tercih olabilir.
Filmin çekimleri İstanbul'un ardından Göcek ve Dalaman'ın muhteşem koylarında gerçekleştirilmiştir.
Film, vizyona girdiği dönemde içerdiği cesur sahneler ve modern aşk tanımıyla uzun süre magazin ve sinema basınında tartışılmıştır.
Yönetmen Leyla Yılmaz, senaryoyu oluştururken gerçek hayattaki sınıfsal gözlemlerinden ilham almıştır.
Deniz karakteri kontrol edilemeyen, özgür ve hırçın doğayı temsil ederken; Mert ise daha durgun, kurallı ve kara parçasına (geleneklere) bağlı bir yapıyı simgeler.
Deniz, filmde sadece bir dekor değil; karakterlerin tüm maskelerinden arındığı, sınıf ve kimliklerden bağımsızlaştığı bir "özgürlük alanı" olarak konumlandırılmıştır.
Film, izleyiciyi her şeyin çözüldüğü bir sona değil, karakterlerin kendi gerçeklikleriyle yüzleştiği ve seçtikleri hayatın bedelini ödediği düşündürücü bir finale götürür.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...