
Film, Şanlıurfa’da bir yetimhanede yaşayan Suriyeli üç yetim çocuğun; İsa, Ahmed ve Muataz’ın hikayesini merkezine alıyor. Her bir çocuğun geçmişinde savaşın bıraktığı ağır izler, kayıplar ve derin travmalar vardır. İsa, babasının yaşadığına dair bir umuda tutunarak mendil satıp para biriktirmeye çalışırken; Ahmed, savaşın yarattığı içsel sessizliğe bürünmüş, Muataz ise öfkesini ve hayallerini bir arada taşımaktadır.
Çocuklar, başlarda birbirlerine karşı mesafeli olsalar da, yaşadıkları ortak acılar ve hayatta kalma mücadelesi onları sarsılmaz bir dostluk bağıyla birleştirir. Şanlıurfa’nın sokaklarında, kamp yaşamının ve yetimhanenin zorlu koşullarında, sadece birer "sığınmacı" değil, birer "çocuk" olarak var olmaya çalışırlar. Film, savaşın sadece binaları değil, çocukların ruhlarını nasıl yıktığını ve dostluğun bu yıkıntılar arasından nasıl yeşerebileceğini spoilersız ve tarafsız bir dille anlatıyor.
Filmin en dikkat çekici özelliği, başrollerde profesyonel oyuncuların değil, hikayenin gerçeğini bizzat yaşayan Suriyeli mülteci çocukların yer almasıdır:
İsa Demlak (İsa): Umudu ve hayata tutunma çabasını gözleriyle anlatan, filmin duygusal yükünü başarıyla sırtlayan genç yetenek.
Ahmed el-Ahmed (Ahmed): Sessizliğin içindeki derin acıyı ve travmayı sade bir oyunculukla yansıtıyor.
Muataz Faez el-Khaet (Muataz): Grubun daha dışadönük ve hırslı yüzünü temsil ediyor.
Yönetmen Aida Begic, çocuklarla uzun süre vakit geçirerek onların gerçek duygularını kameraya aktarmayı başarmış, bu da filmi bir kurmacadan çok sarsıcı bir tanıklığa dönüştürmüştür.
Bosnalı yönetmen Aida Begic tarafından yönetilen bu yerli film ve uluslararası ortak yapım, mülteci meselesine siyasi bir pencereden değil, insani ve çocuksu bir perspektiften bakıyor. Begic, kendi ülkesindeki (Saraybosna) savaş deneyimlerinden yola çıkarak, çocukların dünyasındaki o kırılgan ama dirençli yapıyı çok iyi analiz etmiş.
Sinematografik açıdan Şanlıurfa’nın tarihi dokusu ve dar sokakları, çocukların sıkışmışlık hissini pekiştirirken, güneşli kareler bazen bir umut ışığı gibi beliriyor. Teknik anlamda belgeselvari bir doğallığa sahip olan yapım, bir platform filmi olarak dünya genelinde pek çok festivalde gösterilmiş ve büyük takdir toplamıştır. Film, Türkiye’nin 91. Akademi Ödülleri (Oscar) için "Yabancı Dilde En İyi Film" aday adayı olarak seçilmiştir.
Savaşın insani maliyetine odaklanan, ajitasyondan uzak ama derin bir hüzün barındıran filmleri sevenler bu yapımı mutlaka izlemeli. Toplumsal meselelere duyarlı sinemaseverler ve çocuk psikolojisi üzerine düşünen izleyiciler için Bırakma Beni, çok kıymetli bir eser. Eğer gerçek yaşam öykülerinden beslenen biyografi tadındaki dramları seviyorsanız, bu çocukların hikayesi sizi derinden etkileyecektir.
Bu film, haber bültenlerinde sadece birer "rakam" olarak gördüğümüz mülteci çocukların aslında her birinin bir ismi, bir hayali ve çok ağır bir geçmişi olduğunu hatırlatıyor. Nicole Kidman’ın Destroyer’daki o intikam dolu geçmişinin aksine, burada geçmişin yıkımından sevgi ve dostlukla çıkmaya çalışan çocukların saf mücadelesi var. İzleyiciyi empati kurmaya davet eden, vicdanları uyandıran ve sonunda "insanlığa" dair bir şeyler söyleyen bir yapım.
Savaşın Çocuklar Üzerindeki Etkisi: Fiziksel yaralardan çok daha derin olan ruhsal travmalar.
Yetimlik ve Yalnızlık: Bir yere ait olma ve güven duyma ihtiyacı.
Dostluk ve Dayanışma: Acıların paylaşılarak hafifletilmesi ve birlikte büyüme.
Umut ve Hayatta Kalma: En zor koşullarda bile yarını düşleme cesareti.
Bu tarz çocuk odaklı ve sosyal gerçekçi dramları sevdiyseniz; Nadine Labaki’nin başyapıtı Kefernahum (Capernaum), bir mülteci çocuğun hikayesini anlatan Sarajevo'nun Çocukları veya klasiklerden Cennetin Çocukları (Children of Heaven) sizin için harika seçenekler olabilir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...