
Emekli anayasa profesörü Alp Erguvan, karısının ölümünün ardından kendisini dünyadan tamamen soyutlamış, evinin duvarları arasına ördüğü entelektüel kalesine çekilmiştir. Dış dünya ile bağını minimuma indiren Alp, sadece kuryeler ve nadir ziyaretçilerle muhatap olurken, hayatını anılarının ve akademik disiplininin katı kurallarıyla yönetmektedir. Ancak bu gönüllü izolasyon, beklenmedik misafirlerin ve bastırılamayan dış etkenlerin kapısına dayanmasıyla sarsılmaya başlar.
Alp’in titizlikle koruduğu düzeni, hem fiziksel hem de zihinsel bir kuşatma altına girer. Karısının vasiyeti, kızıyla olan gerilimli ilişkisi ve kapısındaki "yabancılar", profesörü kendi vicdanıyla ve hayatı boyunca savunduğu teorilerle yüzleşmeye zorlar. Büyük Kuşatma, bir adamın yas sürecini işlerken aynı zamanda modern toplumdaki yabancılaşmayı ve bireyin kendi kalesini koruma çabasını mizahi bir dille ele alan etkileyici bir dram olarak öne çıkıyor.
Filmin başrolünde, Alp Erguvan karakterine hayat veren usta oyuncu Alp Şimşek yer alıyor. Şimşek, karakterin akademik kibrini, kırılganlığını ve yas tutma biçimini o kadar doğal bir yerden kuruyor ki, izleyici profesörün huysuzluğuna rağmen onunla empati kurmaktan kendini alamıyor. Karakterin iç dünyasındaki fırtınaları, minimal hareketlerle devleşen bir performansla yansıtıyor.
Kadronun diğer önemli ismi olan Görkem Kasal, hikayeye dahil olduğu andan itibaren tempoyu değiştiren enerjisiyle filme dinamizm katıyor. Pınar Deniz ise, ailenin geçmişindeki düğümleri temsil eden karakteriyle hikayenin duygusal derinliğini artırıyor. Oyuncular arasındaki gerilim ve uyum, filmin tek mekandaki etkileyiciliğini katlayan en önemli unsurlardan biri.
Sinan Öztürk’ün yönetmenliğini üstlendiği Büyük Kuşatma, Türkiye sinemasında az rastlanan türden bir "karakter etüdü" örneği sunuyor. Tek bir evde ve sınırlı karakterle geçmesine rağmen, senaryonun gücü sayesinde izleyiciyi bir saniye bile sıkmıyor. Yönetmen, mekanı karakterin zihninin bir yansıması olarak kullanırken, ışık ve dekor seçimleriyle profesörün ruh halini başarıyla görselleştiriyor. Film, akademik bir dil ile sokak gerçekliği arasında kurduğu köprüyle hem entelektüel hem de duygusal bir tat bırakıyor.
Hayatın anlamını, ölümü ve geride bırakılanları sorgulayan, diyalog odaklı ve atmosferik hikayelerden hoşlananlar için Büyük Kuşatma biçilmiş kaftan. Karakter dönüşümlerini merkezine alan, içinde ince bir mizah barındıran Türk yapımı dram filmlerini sevenler bu yapımı mutlaka izlemeli. Özellikle kısıtlı mekanda geçen ama evrensel dertleri olan bağımsız sinema takipçileri için yılın en nitelikli işlerinden biri.
Film, yas sürecini klişelerden uzak, bazen sinir bozucu bazen de kahkaha attıran bir gerçekçilikle ele alıyor. Entelektüel birikimin, hayatın en temel duyguları karşısında ne kadar etkisiz kalabileceğini göstermesi filmi sarsıcı kılıyor. Sadece bir karakter hikayesi değil, aynı zamanda günümüz Türkiye’sinin kültürel ve sınıfsal çatışmalarına dair satır arası okumalar yapmanıza olanak tanıyan derinlikli bir metne sahip.
Yas ve İzolasyon: Sevilen birinin kaybından sonra dünyanın geri kalanına kapıları kapatma arzusu.
Entelektüel Kibir: Bilginin ve teorilerin, gerçek hayatın kaosu karşısındaki yetersizliği.
Kuşatılmışlık Hissi: Hem fiziksel olarak evin hem de ruhsal olarak anıların hapsinde kalmak.
Baba-Evlat Çatışması: Geçmişin hesaplaşmalarının bugünkü ilişkiler üzerindeki gölgesi.
Bir adamın kendi iç dünyasına çekilmesini ve dış dünyayla mücadelesini anlatması bakımından Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu filmiyle benzer entelektüel damarlara sahiptir. Ayrıca yas sürecini ve bir evin içindeki gerilimi işleyen Michael Haneke’nin Amour (Aşk) filmi, Büyük Kuşatma’nın hissettirdiği bazı duygusal anlarla paralellik gösterir.
Film, 31. Adana Altın Koza Film Festivali'nde dünya prömiyerini yapmış ve başrol oyuncusu Alp Şimşek'e "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü kazandırmıştır.
Senaryosu, karakterin akademik dünyasını yansıtmak adına anayasa hukukuna dair birçok gerçek referans barındırmaktadır.
Çekimlerin neredeyse tamamı, karakterin klostrofobik dünyasını pekiştirmek için İstanbul'da eski ve geniş bir apartman dairesinde gerçekleştirilmiştir.
Emekli bir anayasa profesörünün karısının ölümünden sonra evine kapanmasını ve dış dünyadan gelen baskılarla (kuşatmayla) mücadelesini anlatıyor.
Hayır, Alp Erguvan karakteri tamamen kurgusal bir karakterdir ancak Türkiye'deki akademik camianın ve entelektüel kesimin belirli özelliklerini taşımaktadır.
Film, büyük ölçüde İstanbul'un tarihi dokusunu yansıtan ve hikayenin ana mekanı olan bir dairede çekilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...