
Elizabeth Masterson (Reese Witherspoon), hayatını işine adamış, sosyal yaşamı olmayan, başarılı ve hırslı bir doktordur. Bir gece işten dönerken feci bir trafik kazası geçirir ve komaya girer.
Aradan aylar geçer. Karısını yeni kaybetmiş ve hayata küsmüş olan peyzaj mimarı David Abbott (Mark Ruffalo), Elizabeth’in eski dairesini kiralar. Ancak David’in yalnızlığı uzun sürmez; Elizabeth bir "hayalet" (ya da bir ruh yansıması) olarak dairesinde beliriverir. Elizabeth öldüğüne inanmamakta, David ise aklını kaçırdığını düşünmektedir. Sadece David’in görebildiği ve duyabildiği Elizabeth ile aralarında önce bir çatışma, sonra ise derin bir bağ filizlenir. İkili, Elizabeth’in bedeninin fişinin çekilmesini engellemek ve onu hayata döndürmek için zamana karşı yarışırken, hayatın ve aşkın kıymetini yeniden keşfederler.
Film, başrol oyuncularının arasındaki doğal kimya sayesinde ayakta duruyor:
Reese Witherspoon (Elizabeth): Kontrolcü, zeki ve hayattayken kaçırdığı şeyleri fark ettikçe yumuşayan karakteriyle çok sempatik bir performans sergiliyor.
Mark Ruffalo (David): Dağınık, hüzünlü ama altın kalpli adam rolünde, izleyiciyi kendine hayran bırakıyor.
Jon Heder (Darryl): Bir spiritüel kitapçıda çalışan ve Elizabeth’in varlığını hissedebilen tuhaf karakter rolüyle filmin en büyük komedi unsuru.
Donal Logue: David’in çapkın ve onu hayata döndürmeye çalışan en yakın arkadaşı.
Sıcak ve Umut Dolu: Ölüm ve koma gibi ağır konuları bile naif, eğlenceli ve umut verici bir dille anlatmayı başarıyor.
Mizah ve Duygusallık Dengesi: Film sizi kahkahalarla güldürürken, bir sonraki sahnede gözlerinizi dolduracak kadar dokunaklı olmayı biliyor.
San Francisco Atmosferi: Şehrin puslu manzaraları, Elizabeth'in dairesinin çatı katındaki o muazzam bahçe ve San Francisco sokakları filme masalsı bir görsellik katıyor.
Küresek Bir Tema: "Eğer bir şansınız daha olsaydı, neleri farklı yapardınız?" sorusunu sorması.
İş-Özel Hayat Dengesi: Hayatı sadece çalışarak geçirmenin, aslında yaşamamak olduğu gerçeği.
Ruhsal Bağ: İki insanın birbirine sadece fiziksel değil, derin bir ruhsal ihtiyaçla bağlanması.
Mucizelere İnanmak: Bilimin bittiği yerde inancın ve sevginin gücünün devreye girmesi.
Filmin müzikleri arasında yer alan ve filme adını veren The Cure klasiği "Just Like Heaven" şarkısının Katie Melua yorumu, filmin atmosferiyle harika bir uyum sağlar. Ayrıca film, romantik komedi türünde "vücutsuz aşk" temasını işleyen en başarılı örneklerden biri kabul edilir.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...