

Max Fischer

Herman Blume

Rosemary Cross

Bert Fischer

Dr. Nelson Guggenheim

Dirk Calloway

Margaret Yang

Magnus Buchan

Dr. Peter Flynn
Mr. Adams
15 yaşındaki Max Fischer, prestijli Rushmore Akademisi'nin en renkli ama derslerinde en başarısız öğrencisidir. Okulun hemen hemen her kulübünün kurucusu ve başkanı olan Max, enerjisinin tamamını ders çalışmak yerine tiyatro oyunları yazmaya ve sosyal aktivitelere harcar. Max'in hayatı, okulun anaokulu öğretmeni Rosemary Cross'a aşık olmasıyla bambaşka bir boyuta taşınır.
Ancak ortada büyük bir engel vardır: Max'in akıl hocası ve tek dostu olan zengin iş adamı Herman Blume da aynı kadına aşık olur. Bu durum, baba-oğul figürü gibi görünen iki dostu, birbirlerine karşı acımasız ve absürt savaşlar açan iki rakibe dönüştürür. Max, hem okulda kalmak hem de aşkını kazanmak için hayal gücünün sınırlarını zorlayan, trajikomik bir mücadeleye girişir.
Filmin başarısının temelinde, Wes Anderson’ın yarattığı tuhaf dünyayı canlandıran oyuncu kadrosu yatar. Max Fischer rolüyle ilk sinema deneyimini yaşayan Jason Schwartzman, karakterin o kibirli ama kırılgan yapısını muazzam bir doğallıkla yansıtır.
Bill Murray, Herman Blume rolünde kariyerinin en iyi performanslarından birini sergiler; karakterin içine düştüğü orta yaş bunalımını ve melankoliyi mizahla harmanlayarak "Bill Murray tarzı" oyunculuğun temellerini bu filmle sağlamlaştırır. Rosemary Cross rolündeki Olivia Williams ise iki karakter arasındaki dengeyi sağlayan zarif ve güçlü duruşuyla hikayeyi tamamlar.
Yönetmen Wes Anderson’ın kendine has sinema dilini (simetrik çekimler, canlı renk paletleri ve melankolik müzikler) dünyaya tanıtan bu yapım, bir gençlik filmi olmanın çok ötesindedir. Senaryosunu Anderson ve ünlü oyuncu Owen Wilson’ın birlikte yazdığı film, büyüme sancılarını ve karşılıksız aşkı son derece özgün bir perspektifle ele alır. Rushmore, sadece bir komedi filmi değil, aynı zamanda dostluk, hırs ve hayal kırıklığı üzerine yazılmış bir şiir gibidir.
Sıradan gençlik komedilerinden sıkılan, daha derinlikli, edebi bir dili olan ve "tuhaf" karakterlerin hikayelerini seven izleyiciler için bu film bir başyapıttır. Wes Anderson sinemasına giriş yapmak isteyenler için en ideal başlangıç noktasıdır. Eğer Bill Murray'nin o meşhur ifadesiz mizah anlayışını ve 60'lı yılların İngiliz rock müzikleriyle bezeli atmosferleri seviyorsanız, bu platform filmi seçeneğini listenizin başına almalısınız.
Rushmore, izleyiciye "başarı" ve "mutluluk" kavramlarını yeniden sorgulatır. Max Fischer, toplumun beklentilerine uymayan ama kendi dünyasında bir imparatorluk kuran ilham verici bir karakterdir. Filmin her karesi bir tablo gibi titizlikle işlenmiş olup, diyaloglarındaki zeka ve sahnelerindeki absürtlük (özellikle Max’in yazdığı devasa bütçeli okul oyunları) sinema severler için eşsiz bir keyif sunar.
Olgunlaşma Süreci: Bir çocuğun yetişkin gibi davranma çabası ve bir yetişkinin çocukça rekabetlere girmesi.
Takıntı: Bir mekana (Rushmore) veya bir kişiye duyulan aşırı bağlılığın yıkıcı sonuçları.
Sınıf Farklılığı: Max'in berber olan babasını bir cerrah gibi tanıtarak statü arayışına girmesi.
Bu filmin yarattığı atmosferi ve mizahı sevdiyseniz, Wes Anderson’ın bir diğer harikası olan Tenenbaum Ailesi (The Royal Tenenbaums) veya başrolünde yine sıra dışı bir gencin olduğu Napoleon Dynamite ilginizi çekebilir. Ayrıca Bill Murray’nin melankolik tarzı için Bir Konuşabilse (Lost in Translation) mutlaka izlenmesi gereken yapımlardandır.
Bill Murray, filmin bütçesi yetmediği için helikopter sahnesinin çekilmesi adına cebinden 25 bin dolarlık bir çek yazmıştır (sahne çekilmemiştir ama Murray parayı geri almayı reddetmiştir).
Max Fischer karakteri için binlerce aday arasından seçilen Jason Schwartzman, seçmelere kendi hazırladığı Max tarzı bir kıyafetle ve karakterin okul rozetiyle katılmıştır.
Filmdeki okul sahnelerinin çoğu, yönetmen Wes Anderson'ın gerçekten eğitim gördüğü Houston'daki St. John's Okulu'nda çekilmiştir.
Max teorik derslerde (matematik, fen vb.) başarısızdır ancak sanatsal üretim, organizasyon ve sosyal ilişkiler konusunda dahi seviyesinde bir yaratıcılığa sahiptir.
Her iki karakter de kendi dünyalarında yalnız ve mutsuzdur. Blume, Max'in gençliğindeki hırsını ve korkusuzluğunu kıskanırken; Max, Blume'un gücüne ve imkanlarına hayranlık duyar.
Wes Anderson, filmde "British Invasion" dönemi gruplarına (The Kinks, The Faces vb.) ağırlık vererek filmin melankolik ama enerjik havasını müziklerle mükemmel şekilde desteklemiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...