

Adolf Hitler

Traudl Junge

Magda Goebbels

Joseph Goebbels

Eva Braun

Albert Speer

Prof. Dr. Ernst-Günter Schenck

SS-Gruppenführer Hermann Fegelein

Reichsführer SS Heinrich Himmler

Gerda Christian
Nisan 1945. Berlin, Kızıl Ordu’nun kuşatması altında alevler içindeyken, Adolf Hitler ve en yakın çevresi kendilerini yerin metrelerce altındaki bir sığınakta (Führerbunker) dünyadan izole etmiştir. Film, Hitler’in son özel sekreteri Traudl Junge’nin tanıklığı üzerinden, Üçüncü Reich’ın son 12 gününe odaklanır. Dışarıda Berlin sokakları yaşlılar ve çocuklardan oluşan birliklerin katledildiği bir cehenneme dönüşürken, sığınakta gerçeklikten tamamen kopulmuştur.
Hitler, olmayan ordulara emirler yağdırıp ihanetlerle sarsılırken, sadakat ile korku arasında sıkışan generaller ve intihar planları yapan bir yönetim kadrosu vardır. Eva Braun ile yapılan hüzünlü nikâh, Goebbels ailesinin trajik ve korkunç sonu, sığınağın içinde yaşanan sinir harbi... Çöküş, sadece bir savaşın bitişini değil, sapkın bir ideolojinin kendi çocuklarını nasıl yediğini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Bruno Ganz, Adolf Hitler rolünde sergilediği performansla sadece kariyerinin zirvesine çıkmakla kalmıyor, sinema tarihinin en güçlü portrelerinden birini çiziyor. Hitler’in ellerindeki titremeden, kontrolsüz öfke nöbetlerine ve içine düştüğü derin melankoliye kadar her detayı o kadar gerçekçi işliyor ki, karakteri bir karikatür olmaktan çıkarıp kanlı canlı bir dehşet figürüne dönüştürüyor.
Alexandra Maria Lara (Traudl Junge), masumiyetini yitiren bir tanık olarak hikâyeye insani bir perspektif katarken; Corinna Harfouch (Magda Goebbels) ve Ulrich Matthes (Joseph Goebbels), ideoloji uğruna evlatlarını dahi feda edebilen o korkutucu sadakati tüyler ürpertici bir şekilde canlandırıyor. Oyuncu kadrosu, bir ulusun çöküş anındaki toplu cinnet halini editoryal bir titizlikle yansıtıyor.
Yönetmen Oliver Hirschbiegel, bu yapımla sinema tarihinin en önemli tarih ve savaş filmlerinden birine imza atıyor. Filmin başarısı, Hitler’i bir canavar olarak göstermek yerine, onu korkuları, takıntıları ve acizlikleriyle bir "insan" olarak resmetmesinde saklı. Bu durum, kötülüğün ne kadar sıradan ve bir o kadar da derin olabileceğini daha net gösteriyor. Görsel dili oldukça donuk, karanlık ve basık; bu da sığınaktaki o çaresiz bekleyişi izleyiciye fiziksel bir ağırlık olarak hissettiriyor. 155 dakikalık süresine rağmen, tempo bir an olsun düşmüyor ve gerilim her saniye tırmanıyor.
İkinci Dünya Savaşı tarihine ilgi duyanlar, biyografik dramaların derinliğini sevenler ve güç-iktidar-delilik üçgenini merak eden herkes bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer "kötülüğün kalbine" yolculuk yapmak ve bir devrin nasıl kapandığını tüm dehşetiyle görmek istiyorsanız, bu sarsıcı dram sizin için en doğru tercih. Ciddi bir tarihsel perspektif sunan bu platform filmi, sinema tutkunlarının kütüphanesinde bir temel taşıdır.
Film, savaşı cepheden değil, kararların verildiği (ya da verilemediği) o klostrofobik odalardan anlatıyor. Tarihsel gerçekçiliği o kadar yüksektir ki, izlerken bir film değil de sanki o anları gizli bir kamerayla kaydedilmiş gibi hissedersiniz. Bruno Ganz’ın meşhur öfke sahnesi gibi ikonik anlar barındırmasının ötesinde; körü körüne itaatin ve fanatizmin bir milleti nasıl uçuruma sürüklediğini gösteren en güçlü uyarıcıdır.
İdeolojik Cinnet: Körü körüne bağlanılan bir davanın son ana kadar sürdürdüğü yıkım.
Gerçeklikten Kopuş: Sığınaktaki yöneticilerin dış dünyadaki felaketi görmezden gelmesi.
Sadakat ve İhanet: Ölüm kapıdayken insanın gerçek yüzünün ortaya çıkması.
Sonun Başlangıcı: Bir imparatorluğun ve bir liderin kaçınılmaz, karanlık vedası.
Eğer bu dönemin atmosferi ve sığınak psikolojisi ilginizi çektiyse, bir başka sığınak hikâyesi olan The Bunker veya savaşı çok daha farklı bir dramla işleyen Schindler'in Listesi filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir siyasi gerilim ve tarihsel doku için Schauffenberg (Valkyrie), bu savaş ve kaos dolu evren için harika bir alternatiftir.
Film, tarihçi Joachim Fest’in ve Traudl Junge’nin anılarından yola çıkılarak hazırlanmıştır. Bruno Ganz, Hitler’in kendine has aksanını ve ses tonunu yakalamak için Viyana yakınlarındaki bir hastanede Parkinson hastalarını gözlemlemiş ve gizli ses kayıtlarını defalarca dinlemiştir. Ayrıca film, İkinci Dünya Savaşı’nı Alman perspektifinden bu kadar cesur ve tarafsız bir şekilde anlatan ilk büyük yapımlardan biri olması nedeniyle dünya çapında büyük yankı uyandırmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...