
Belgesel
Yönetmen Deborah Hoffmann, annesinin Alzheimer hastalığına yakalanmasıyla birlikte değişen hayatlarını ve bu süreçte verdikleri duygusal mücadeleyi en samimi haliyle ekrana taşıyor. Film, hastalığın ilk evrelerindeki kafa karışıklıklarından, annesinin geçmişini ve kızını tamamen unuttuğu derin evrelere kadar uzanan uzun bir yolculuğu takip eder. Ancak bu yapım, sadece tıbbi bir süreci değil, iki kadın arasındaki kopmaz bağın nasıl evrildiğini konu alır.
Hoffmann, annesinin durumuna dair yaşadığı suçluluk duygusunu, sabır testlerini ve nihayetinde annesini "olduğu gibi" kabul etme sürecini dürüstçe anlatır. Annesinin absürtleşen mantığına karşı direnç göstermek yerine, onun yeni gerçekliğine katılmayı öğrenen bir evladın büyüme hikâyesine tanıklık ederiz. Bu biyografi niteliğindeki belgesel, hastalığın yıkıcılığına rağmen sevginin nasıl şekil değiştirebileceğini gösteren, umut verici ve son derece insani bir anlatıdır.
Bir belgesel olması sebebiyle filmde profesyonel oyuncular yerine Deborah Hoffmann ve annesi Doris yer alır. Deborah, hem anlatıcı hem de bir evlat olarak yaşadığı tüm duygusal karmaşayı izleyiciye hiçbir filtre koymadan aktarır. Doris ise hastalığının getirdiği tüm o öngörülemez tavırlarıyla, bazen güldüren bazen ise yürek burkan doğal bir "karakter" olarak karşımızdadır. Onların arasındaki gerçek etkileşim, herhangi bir senaryonun ötesinde bir çarpıcılığa sahiptir.
Deborah Hoffmann’ın yönetmenliğini üstlendiği bu yapım, Alzheimer üzerine çekilmiş en iyi belgesellerden biri olarak kabul edilir. Filmin en güçlü yönü, konuyu sadece bir trajedi olarak ele almaması; aksine içinde barındırdığı absürt durumlardaki mizahı da yakalayabilmesidir. Hoffmann, kamerayı bir silah gibi değil, bir anlama aracı olarak kullanır. Filmin temposu, bir ailenin kabulleniş sürecine paralel olarak ağır ama doyurucu bir şekilde ilerler. Sinematografik açıdan mütevazı olsa da duygusal etkisi bakımından devleşen bir yapımdır.
Bakım verenlerin, aile içinde sağlık sorunlarıyla mücadele edenlerin ve insan psikolojisinin derinliklerine ilgi duyanların mutlaka izlemesi gereken bir yapımdır. Empati yeteneğini geliştiren ve "kaybetmek" kavramına farklı bir perspektiften bakmak isteyen izleyiciler bu kült filmler arasındaki belgeselden çok etkilenecektir. Ayrıca yaşlılık ve hafıza üzerine akademik ya da kişisel merakı olanlar için de eşsiz bir kaynaktır.
Bu film, Alzheimer’ın sadece hafızayı değil, ilişkileri de nasıl yeniden yapılandırdığını anlamak için harika bir fırsat sunar. İzleyiciye "yalnız olmadığını" hissettiren samimiyeti, filmi benzer tıbbi belgesellerden ayırır. Hayatın en zorlu dönemlerinde bile mizahın ve sevginin nasıl bir sığınak olabileceğini görmek, izleyiciye moral ve ilham veren bir deneyim yaşatır.
Hafıza ve Kimlik: Hafıza kaybolduğunda bir insanı "o" yapan şeyin ne olduğu sorusu.
Kabulleniş: Hastalığı değiştiremeyeceğini anlayan evladın, annesinin yeni dünyasına uyum sağlama süreci.
Mizahın Gücü: En acı dolu anlarda bile gülümseyecek bir detay bulabilmenin iyileştiriciliği.
Evlatlık Sorumluluğu: Bir yetişkinin, ebeveynine ebeveynlik yapmaya başlamasının getirdiği duygusal yük.
Eğer bu belgeselin samimiyetini sevdiyseniz, bir babanın Alzheimer sürecini daha dramatik ve kurgusal bir dille anlatan Anthony Hopkins başrollü The Father filmini izleyebilirsiniz. Ayrıca daha nostaljik filmler tadında, bir çiftin hastalıkla mücadelesini konu alan sarsıcı Fransız yapımı Amour (Aşk) da benzer bir tematik derinliğe sahiptir.
Film, 1995 yılında En İyi Belgesel Film dalında Oscar adaylığı elde etmiştir.
Deborah Hoffmann, aslında profesyonel bir film editörüdür ve bu kişisel hikâyesini kurgularken profesyonel deneyiminden büyük ölçüde yararlanmıştır.
Yapım, yayınlandığı dönemde Alzheimer dernekleri ve destek grupları tarafından eğitim materyali olarak kullanılmış, büyük bir toplumsal farkındalık yaratmıştır.
Hayır, adındaki "şikayetler" kelimesine rağmen film aslında oldukça hayat dolu ve yer yer çok komiktir. Bir trajedi anlatısından ziyade bir hayat dersi niteliğindedir.
Film bir tıp belgeseli değildir; daha çok bir "duygu belgeseli"dir. Hastalığın tıbbi detaylarından ziyade insan ruhu üzerindeki etkilerine odaklanır.
Film yaklaşık 44 dakikalık orta metrajlı bir belgeseldir, bu da onu konuya odaklanmak isteyenler için oldukça yoğun ve etkili bir izleme deneyimi kılar.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...