

Eric Packer

Didi Fancher

Elise Shifrin

André Petrescu

Shiner

Torval

Brutha Fez

Jane Melman

Vija Kinsky

Benno Levin
Eric Packer, henüz yirmi sekiz yaşında olmasına rağmen varlık yönetimi dünyasının zirvesinde oturan, milyarder bir altın çocuktur. Manhattan’ın kaotik trafiğinde, yüksek teknolojiyle donatılmış ses yalıtımlı lüks limuzini onun hem ofisi hem de sığınağıdır. Filmin hikâyesi, Eric'in saçını kestirmek istemesiyle başlar. Ancak o gün şehirde hem bir başkanlık konvoyu vardır hem de anarşist gruplar sokakları savaş alanına çevirmiştir.
Bu sıradan gibi görünen saç kesimi yolculuğu, kısa sürede Eric için hem finansal hem de varoluşsal bir yıkıma dönüşür. Limuzinin dar ama steril alanında farklı konukları ağırlayan genç milyarder, dış dünyadaki toplumsal infialden koptukça kendi içindeki boşlukla yüzleşir. Para birimlerindeki dalgalanmalar servetini eritirken, Eric'in rasyonel dünyası yerini tekinsiz bir belirsizliğe bırakır.
Robert Pattinson, Eric Packer rolünde kariyerinin en riskli ve etkileyici performanslarından birini sergiliyor. Pattinson, duygulardan arınmış, kontrol tutkunu ve neredeyse mekanikleşmiş bir karakteri, izleyiciyi hem iten hem de meraklandıran bir soğukkanlılıkla canlandırıyor. Onun bu donuk ama derinlikli performansı, filmin klostrofobik atmosferini besleyen ana unsurlardan biri.
Filmde Eric’in yol boyunca limuzinine giren yan karakterler de hikâyeye büyük derinlik katıyor. Juliette Binoche, Eric’in sanat danışmanı rolünde kısa ama vurucu bir sekans sunarken, Paul Giamatti ise filmin finaline doğru gerilimi tırmandıran gizemli bir karakterle karşımıza çıkıyor. Sarah Gadon, Eric’in yeni evlendiği mesafeli eşi rolünde, ikili arasındaki duygusal kopukluğu başarıyla yansıtıyor.
Usta yönetmen David Cronenberg, Don DeLillo’nun "uyarlanamaz" denilen romanını, sinemanın sınırlarını zorlayan bir anlatı diliyle beyaz perdeye taşıyor. Dram filmleri içinde farklı bir yerde duran Cosmopolis, klasik bir olay örgüsünden ziyade felsefi diyaloglar ve sembolizm üzerinden ilerliyor. Filmin büyük bölümünün bir aracın içinde geçmesi, klostrofobik bir atmosfer yaratarak modern dünyanın sıkışmışlığını simgeliyor.
Görsel dilindeki sterilite ve Howard Shore imzalı tekinsiz müzikler, Eric Packer’ın zihinsel çöküşüyle kusursuz bir uyum içinde. Cronenberg, şiddeti fiziksel olmaktan çok kelimeler ve kavramlar üzerinden sunmayı tercih ederek, izleyiciyi konfor alanının dışına iten bir yabancı film deneyimi vaat ediyor.
Sıradan aksiyon veya doğrusal hikâye anlatımı bekleyenler için bu film zorlayıcı olabilir. Ancak toplumsal eleştiri içeren, felsefi derinliği olan ve sistem sorgulaması yapan yapımları sevenler için Cosmopolis bir hazine niteliğindedir. Özellikle suç filmleri ve psikolojik gerilim türündeki eserlerin alt metinlerini okumayı seven izleyici kitlesine hitap eder. Modern sanat ve ekonomi felsefesine ilgi duyanlar için de oldukça ilgi çekici doneler sunmaktadır.
Cosmopolis, sadece bir adamın bir gününü değil, modern dünyanın ve finans kapitalizminin "sonunu" anlatması bakımından izlenmesi gereken bir eser. Robert Pattinson’ın "Twilight" imajını yıktığı ve rüştünü ispatladığı bu film, sinema tarihinin en özgün edebiyat uyarlamalarından biri olarak kabul ediliyor. Şehrin kaosu ile limuzinin steril sessizliği arasındaki tezat, günümüz dünyasındaki sınıfsal kopukluğu hiçbir filmin yapamadığı kadar çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.
Zamanın Göreliliği: Finans dünyasında saniyelerin önemi ile bireysel yaşamdaki zamanın anlamsızlaşması arasındaki çatışma.
Kapitalizmin Çöküşü: Sistemlerin karmaşıklığı içinde insanın kendi yarattığı canavara (verilere ve sayılara) yenik düşmesi.
Yabancılaşma: Eric’in eşiyle, çalışanlarıyla ve hatta kendi vücuduyla olan bağının kopukluğu.
Asimetri ve Kaos: Mükemmel düzen arayışının yerini kontrol edilemeyen bir yıkıma bırakması.
Eğer bu filmin yarattığı tekinsiz ve felsefi atmosferden hoşlandıysanız, yine bir sistem eleştirisi sunan American Psycho ya da kentsel yabancılaşmayı benzer tonlarda işleyen Fight Club ilginizi çekebilir. Ayrıca Cronenberg’in diğer eserlerinden olan Crash, teknoloji ve insan bedeni arasındaki rahatsız edici ilişkiyi keşfetmek isteyenler için uygun bir tercihtir.
Film, Don DeLillo’nun 2003 yılında yayımlanan aynı adlı kült romanından uyarlandı.
David Cronenberg, senaryoyu sadece altı gün içinde yazdığını ve romanın diyaloglarına büyük ölçüde sadık kaldığını belirtmiştir.
Çekimlerin neredeyse tamamı, karakterin klostrofobisini yansıtmak amacıyla özel olarak tasarlanmış bir limuzin dekorunun içinde gerçekleştirilmiştir.
Limuzin, Eric Packer’ın dış dünyadan, halktan ve gerçeklikten koptuğu steril bir fanusu temsil eder. Aynı zamanda modern finans sisteminin yalıtılmış ve yüksek teknolojiye dayalı yapısının fiziksel bir sembolüdür.
Hayır, film yoğun diyaloglara dayalı, felsefi bir dram ve psikolojik gerilimdir. Fiziksel aksiyondan ziyade düşünsel bir devinim ve karakter analizi ön plandadır.
Final, Eric'in rasyonel ve her şeyi kontrol edebileceğini düşündüğü dünyasının mutlak bir belirsizliğe evrilişini simgeler. Kendi sonunu bile bir veri gibi analiz etmeye çalışması, trajik yabancılaşmasının doruk noktasıdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...