

Feramus

Betül

Arif

Cemal

Emel

Servet
Selin
Engin

Zerrin

Erdem
Ferit, babasının ölümü üzerine uzun yıllar sonra taşraya, ailesinden kalan eski eve geri döner. Bir zamanlar felsefe hocalığı yapmış olan Ferit için bu dönüş, sadece bir mekan değişikliği değil, aynı zamanda toplumun belirlediği normların dışına çıkışın başlangıcıdır. Kasabada belediyeye ait bir tiyatro salonunda çalışan ve tek tutkusu sahnede devleşmek olan Betül ile belediyenin garip işlerine koşan, hayata karşı naif bir direnç gösteren Arif'in yolları, Ferit'in bu sessiz kasabaya gelişiyle kesişir.
Bu üç karakter, kendilerine dayatılan rollerin ve işlevsizleşmiş kurumların gölgesinde, ayakta kalmanın değil, "olduğun gibi kalabilmenin" mücadelesini verirler. Bir yanda yıkılmak üzere olan bir tiyatro binası, diğer yanda felsefi derinliğini kaybetmiş bir toplum yapısı içinde; işsizlik, yalnızlık ve anlamsızlık sarmalında dönüp duran bir Daire çizilir. Film, büyük olayların peşinden koşmak yerine, küçük anların ve boğucu sessizliklerin içindeki insanlık hallerini keşfe çıkar.
Filmin başrolünde, Ferit karakterine hayat veren Fatih Al yer alıyor. Al, entelektüel birikimiyle kasabanın sığlığı arasında sıkışmış adamı, minimal ama oldukça etkileyici bir oyunculukla canlandırıyor. Onun melankolik duruşu, filmin dingin atmosferini besleyen en temel unsur. Betül rolünde izlediğimiz Nazan Kesal ise, sahnede olma tutkusunu ve hayata karşı duyduğu o ince kırgınlığı her bakışıyla izleyiciye hissettiriyor.
Arif karakterini canlandıran Erol Babaoğlu, saf ve nevi şahsına münhasır tavırlarıyla hikâyeye hem trajik hem de komik bir ton katıyor. Oyuncu kadrosunun genel performansı, karakterlerin topluma yabancılaşmış hallerini abartısız bir dille yansıtmak üzerine kurulu. Performanslardaki bu doğal editoryal derinlik, filmin gerçekçilik dozunu artıran en önemli başarılarından biri olarak öne çıkıyor.
Yönetmen Atıl İnaç, bu yapımla Türk sinemasında nadir rastlanan türden bir kara komedi ve dram sentezi sunuyor. Dram filmleri kategorisinde yer almasına rağmen, sistemin absürt işleyişini eleştiren ince mizahı sayesinde izleyiciyi hem güldürüyor hem de derin düşüncelere sevk ediyor. Filmin sinematografisi, taşranın gri ve donuk havasını karakterlerin ruh haliyle bütünleştirerek görsel bir tutarlılık sağlıyor.
Senaryo, "gereksizleşmiş" insanların dünyasını anlatırken, aslında toplumun neyi "gerekli" gördüğünü sorgulatıyor. Bir felsefe hocasının mezar kazıcılığına kadar uzanan yolculuğu, başarısızlığın değil, sistemin dışına itilmenin trajik bir panoramasıdır. Atıl İnaç, kamerayı sabit tutarak izleyiciyi karakterlerin o dar ve boğucu dünyasına hapsediyor, ancak bu hapishaneden felsefi bir çıkış yolu arıyor.
Bu film, ana akım sinemanın hızlı temposundan yorulmuş ve karakter odaklı, yavaş ilerleyen hikâyeleri sevenler için biçilmiş kaftandır. Toplumun kıyısında yaşayanların, "başarısız" görülenlerin ve sistemle derdi olanların hikâyesini merak edenler bu yerli film tercihinde aradıklarını bulacaklardır. Bağımsız sinemanın o dürüst ve süssüz anlatım dilini takdir eden sinemaseverler için Daire, listenin üst sıralarında yer almalı.
Daire, başarı odaklı modern dünyaya atılmış naif bir çığlık olduğu için izlenmeli. Hayatın sadece üretmek ve tüketmekten ibaret olmadığını, bazen sadece "durmanın" ve "bakmanın" da bir eylem olduğunu hatırlatıyor. Fatih Al ve Nazan Kesal'ın karşılıklı sahnelerindeki o yüksek gerilimli ama sessiz duygu akışı, Türk sinemasının en özel anlarından birini sunuyor. Absürt durumların içindeki insani sıcaklığı keşfetmek isteyenler için benzersiz bir deneyim.
Yabancılaşma: Bireyin hem kendine hem de içinde yaşadığı toplumsal yapıya karşı hissettiği kopukluk.
Sistem Eleştirisi: Sanatın ve felsefenin "faydasız" görüldüğü bir düzende, kurumların içinin boşalması.
Aidiyet ve Dönüş: Kişinin köklerine dönme çabası ve bu köklerin artık ona yabancı gelmesi.
Absürtlük: Hayatın en trajik anlarında bile ortaya çıkan komik ve anlamsız durumlar.
Eğer bu filmin yarattığı melankolik ve taşralı atmosferden hoşlandıysanız, Zeki Demirkubuz sinemasının önemli eserlerinden olan Kader veya Reha Erdem'in Kosmos filmi ilginizi çekebilir. Ayrıca bireyin sistemle olan naif çatışmasını işleyen Vavien de benzer bir kara komedi tadı sunabilir.
Film, 25. Ankara Uluslararası Film Festivali'nde "En İyi Film", "En İyi Senaryo" ve "En İyi Erkek Oyuncu" dahil birçok önemli ödülün sahibi olmuştur.
Atıl İnaç, senaryoyu oluştururken günümüz Türkiye'sinin değişen sosyal yapısını ve entelektüel kesimin bu yapı içindeki konumunu temel almıştır.
Çekimler, hikâyenin ruhuna uygun şekilde kasvetli ve zamansız bir atmosfer sunan bir kasabada gerçekleştirilmiştir.
Hayır, film bağımsız bir hikâye olarak kurgulanmıştır; ancak yönetmenin diğer işleriyle benzer sosyolojik sorgulamalar taşır.
Film, "az çoktur" prensibiyle hareket eder; uzun felsefi tiratlar yerine durumların ve bakışların anlattığı sessiz bir anlatımı tercih eder.
"Daire", hem karakterlerin bir türlü çıkamadıkları hayat döngülerini hem de içine hapsoldukları toplumsal sınırları simgeleyen felsefi bir metafordur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...