
Korku
Niamh

Nat
Tanya

Lucas Galin

Peter

Anne

Joseph

Colette
Ryan
Emily
Dark Touch, İrlanda’nın kasvetli kırsalında, dışarıdan bakıldığında oldukça sıradan görünen bir evde yaşanan dehşet verici olaylarla başlıyor. On bir yaşındaki Neve, bir gece evindeki eşyaların canlanıp ailesine saldırdığına tanık olur. Kan gölüne dönen evden sağ kurtulan tek kişi olan Neve, olayın şokunu atlatamadan komşuları ve aile dostları olan bir çiftin yanına yerleştirilir. Ancak yetişkinler, küçük kızın anlattığı "canlanan eşyalar" hikayesine inanmak yerine, bu trajediyi bir çete saldırısı veya hırsızlık vakası olarak görmeyi tercih ederler.
Neve’in yerleştiği yeni yuvada da garip olaylar çok geçmeden baş gösterir. Küçük kızın derinlere gömdüğü çocukluk travmaları ve uğradığı istismarın izleri, fiziksel bir enerjiye dönüşerek çevresindeki her şeyi birer silaha çevirmektedir. Film, telekinezi temasını klasik bir korku ögesi olarak değil, ağır bir travma sonrası stres bozukluğunun ve bastırılmış öfkenin yıkıcı bir dışavurumu olarak işliyor. Bu sarsıcı gerilim, izleyiciyi bir çocuğun sessiz çığlığının nasıl bir felakete dönüşebileceğiyle yüzleştiriyor.
Filmin merkezinde, yaşından beklenmeyecek derecede olgun ve etkileyici bir performans sergileyen genç oyuncu Missy Keating yer alıyor. Keating, Neve karakterinin yaşadığı içsel boşluğu, korkuyu ve zamanla yerini alan o soğuk intikam duygusunu sadece bakışlarıyla bile yansıtmayı başarıyor. Bir çocuğun masumiyeti ile yıkıcı bir gücün taşıyıcısı olma arasındaki ince çizgiyi ustalıkla koruyor.
Ona eşlik eden Marcella Plunkett ve Padraic Delaney, Neve’e yardım etmeye çalışan ancak gerçeği görmeyi reddeden trajikomik yetişkin figürlerini başarıyla canlandırıyorlar. Oyuncu kadrosunun sergilediği bu doğal ve abartısız performanslar, filmin doğaüstü unsurlarının daha gerçekçi ve ürkütücü hissedilmesini sağlıyor.
Yönetmen Marina de Van, bedensel korku ve psikolojik gerilim türlerindeki yetkinliğini bu filmde de gösteriyor. Filmin atmosferi, İrlanda’nın gri gökyüzü ve soğuk mekan tasarımlarıyla birleşerek izleyicide sürekli bir tekinsizlik hissi uyandırıyor. Yönetmen, şiddeti göstermekten çekinmiyor ancak bu şiddeti estetik bir kaygıyla değil, karakterin ruhsal acısını vurgulamak için kullanıyor. Tempo, ağır ağır yükselen bir gerginlik üzerine kurulu ve finaldeki patlama noktasına kadar izleyiciyi huzursuz bir bekleyişin içinde tutuyor.
Klasik "perili ev" hikayelerinden ziyade, metaforik derinliği olan ve toplumsal yaralara parmak basan yapımları sevenler için bu film oldukça etkileyici olacaktır. Çocuk psikolojisi, travma ve istismar gibi ağır konuların fantastik bir çerçevede işlendiği korku filmlerine ilgi duyanlar bu yapımda aradıklarını bulabilirler. Ancak uyarılmalıdır ki, film duygusal olarak oldukça zorlayıcı ve karanlık bir yapıya sahip.
Bu yapım, doğaüstü güçleri bir süper kahramanlık veya basit bir canavarlık hikayesi olarak değil; bir savunma mekanizması olarak ele almasıyla benzerlerinden ayrılıyor. "Kötülüğün" aslında dışarıdaki bir varlıktan değil, insanın insana yaptığı zulümden doğduğunu göstermesi filmi editoryal açıdan değerli kılıyor. Carrie gibi türün öncüllerine saygı duruşunda bulunurken, kendi özgün ve modern dramatik yapısını kurmayı başarıyor.
Bastırılmış Öfke: Geçmişte yaşanan acıların fiziksel bir yıkıma dönüşmesi.
Yetişkinlerin Körlüğü: Çocukların yaşadığı travmaların çevreleri tarafından görmezden gelinmesi.
Telekinezi ve Savunma: Doğaüstü yeteneklerin bir kaçış ve korunma aracı olarak kullanılması.
İstismarın Mirası: Şiddetin döngüsel yapısı ve kurbanın cellada dönüşme süreci.
Eğer telekinetik güçlerin karanlık tarafını seviyorsanız, Stephen King uyarlaması olan klasik Carrie mutlaka listenizde olmalı. Ayrıca, bir çocuğun iç dünyasındaki karmaşayı benzer bir tekinsizlikle işleyen The Babadook veya çocukluğun karanlık yönlerine odaklanan Let the Right One In (Gir Kanıma) filmleri de Dark Touch ile benzer temaları paylaşıyor.
Yönetmen Marina de Van, senaryoyu oluştururken çocuk istismarı vakalarından ve bu vakaların kurbanlar üzerindeki kalıcı psikolojik etkilerinden ilham almıştır. Filmdeki telekinetik sahneler, görsel efektlerden ziyade atmosferik gerilimi artıracak pratik efektlerle desteklenmiştir. Çekimler boyunca Missy Keating’in güvenliği ve psikolojik konforu ön planda tutulmuş, sahnelerin ağırlığı oyuncuya yansıtılmadan profesyonel bir set ortamı sağlanmıştır.
Hayır, film temelinde bir çocukluk travmasını anlatan psikolojik bir dramdır; doğaüstü unsurlar bu dramı vurgulamak için bir araç olarak kullanılır.
Filmde CGI (bilgisayarlı efekt) kullanımı yerine daha çok nesnelerin fiziksel hareketlerine ve atmosferik ışıklandırmaya önem verilmiş, bu da gerçekçiliği artırmıştır.
Neve, yaşadığı büyük travma nedeniyle derin bir içe kapanma süreci geçirmektedir; suskunluğu, içindeki öfkenin ve gücün birikmesine hizmet eden bir unsurdur.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...