
Bu yapım, izleyiciyi David Lynch’in Hollywood ışıltısından uzak, stüdyosunda resim yaparken geçirdiği mahrem anlarına davet ediyor. Lynch, dumanı tüten sigarası eşliğinde kendi geçmişini, çocukluğunu, gençlik yıllarını ve sanatçı olma tutkusunu bizzat kendi sesiyle anlatıyor. Film, onun Idaho’daki huzurlu çocukluğundan Philadelphia’nın tekinsiz ve karanlık sokaklarına uzanan yolculuğunu takip ederek, bu deneyimlerin sinemasındaki o meşhur "Lynchvari" atmosferi nasıl şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.
Belgesel, Lynch'in ilk uzun metrajlı filmi olan Eraserhead’in (Silgi Kafa) çekim sürecine kadar olan dönemi kapsıyor. Yani bir yönetmenden ziyade, elleri boya içinde olan bir "yaşam sanatçısının" evrimine odaklanıyor. Jon Nguyen ve ekibi, Lynch’in kişisel arşivinden daha önce hiç görülmemiş görüntüleri, fotoğrafları ve sanat eserlerini kullanarak; sanatçının korkularını, rüyalarını ve yaratım sürecindeki saplantılarını deşifre ediyor.
Belgeselin tek anlatıcısı David Lynch'in kendisidir. Onun o kendine has ses tonu ve sakin anlatımı, filmi bir belgeselden çok bir günlüğe dönüştürüyor. Lynch, hayatındaki dönüm noktalarını anlatırken araya giren resim yapma görüntüleri, sanatçının zihnindeki soyut kavramların nasıl somut eserlere dönüştüğünü anlamamızı sağlıyor.
Özellikle Philadelphia yıllarını anlatırken bahsettiği "karanlık şehir" imgesi, onun sinemasındaki huzursuz edici ses tasarımlarının ve tekinsiz görsellerin kaynağını açıklıyor. Belgesel, Lynch hayranları için bir şifre çözücü niteliği taşırken, genel izleyici için de bir sanatçının dünyayı nasıl farklı algıladığına dair büyüleyici bir ders sunuyor.
Yaşam Sanatı, alışılagelmiş "konuşan kafalar" belgesellerinden çok farklı. Oldukça meditatif, görsel olarak zengin ve Lynch’in sanat eserleri gibi yer yer karanlık bir yapıya sahip. Yönetmenler, Lynch’in estetiğine sadık kalarak, filmi izleyiciyi hipnotize eden bir ritimde kurgulamışlar. Bu yapım, sanatın sadece üretilen bir şey değil, yaşanan bir süreç (The Art Life) olduğunu kanıtlayan, sinematografisiyle büyüleyen bir biyografi ve belgesel örneği.
David Lynch sinemasına ve onun yarattığı tuhaf dünyalara (Twin Peaks, Mulholland Drive vb.) hayran olanlar bu yapımı bir "kutsal kitap" niyetine izlemeli. Eğer yaratıcılık süreciyle ilgileniyor, bir sanatçının ilham kaynaklarını merak ediyor veya sanatsal bir belgesel arıyorsanız bu film tam size göre. Nitelikli bir platform filmi arayan ve "bir dâhinin portresi nasıl çizilir?" sorusuna yanıt arayan her sinemasever bu deneyimi yaşamalı.
Film, Lynch’in filmlerindeki o "tuhaflığın" nereden geldiğini, onun bizzat anlattığı gerçek hayat hikâyeleriyle kanıtladığı için izlenmeli. Lynch’i sadece bir yönetmen olarak değil, bir bütün olarak "sanatçı" kimliğiyle tanımak, onun filmlerine bakış açınızı sonsuza dek değiştirebilir. Ayrıca, sanatçının stüdyosundaki o huzurlu ama yoğun çalışma disiplinine tanıklık etmek, her türlü yaratıcı disiplinle uğraşan izleyici için büyük bir motivasyon kaynağıdır.
Yaratım Süreci: Fikirlerin nereden geldiği ve nasıl sanata dönüştüğü.
Karanlık ve Aydınlık: Lynch’in Idaho’daki güneşli çocukluğu ile Philadelphia’daki karanlık gençliği arasındaki tezat.
Baba-Oğul İlişkisi: Lynch’in kendi babasıyla olan ilişkisinin sanatı üzerindeki sessiz etkisi.
İzolasyon ve Odaklanma: Bir sanatçının dünyadan kopup kendi stüdyosunda yarattığı o özerk dünya.
Bu belgeselin samimiyetini ve sanatsal derinliğini sevdiyseniz, yine Lynch üzerine bir başka çalışma olan Lynch (One) veya bir diğer büyük yönetmenin dünyasına bakan Jodorowsky's Dune ilginizi çekebilir. Ayrıca, Lynch'in kendi hayatını anlattığı otobiyografik kitabı Oda Payı (Room to Dream), bu belgeseli harika bir şekilde tamamlayan bir okuma olacaktır.
Belgeselin çekimleri, Lynch’in Los Angeles’taki evinde ve stüdyosunda üç yıla yayılan görüşmelerle tamamlanmıştır.
Yapım, prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapmış ve eleştirmenlerden büyük övgü almıştır.
Filmde yer alan resimlerin birçoğu, Lynch’in en karanlık ve soyut dönemlerine ait eserleridir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...