
Belgesel
Suriye'nin Halep şehri, iç savaşın en kanlı ve yıkıcı günlerini yaşamaktadır. Gökyüzünden yağan bombalar şehri bir enkaz yığınına çevirirken, bir grup sivil gönüllüden oluşan "Beyaz Baretliler" (White Helmets), her patlamanın ardından toz ve dumanın içine dalar. Bu insanlar ne askerdir ne de politikacı; onlar eski terziler, fırıncılar veya öğretmenlerdir. Tek amaçları, her saldırı sonrası enkaz altında kalan canlı bir nefes bulabilmektir. Belgesel, bu gönüllülerin en ön saftaki liderleri olan Khaled, Mahmoud ve Subhi'nin gündelik yaşamlarını ve imkânsız tercihlerini mercek altına alıyor.
Film, sadece kurtarma operasyonlarını değil, bu adamların kuşatma altındaki bir şehirde baba, eş ve arkadaş olarak kalma çabalarını da işliyor. Şehri terk etmek ile kalıp yardım etmek arasındaki o ince çizgide yürüyen kahramanlar, her gün ölümle burun buruna gelirken bir yandan da çocuklarına normal bir hayat sunmaya çalışırlar. Biyografi tadındaki bu anlatım, izleyiciye savaşın istatistiklerden ibaret olmadığını, parçalanan her betonun altında bir insan hikâyesi yattığını en sert biçimde gösteriyor.
Savaşın soğuk yüzü ile insan ruhunun sıcaklığı arasındaki bu çarpışma, Halep'in son günlerine dair tarihi bir belge niteliği taşıyor. Last Men in Aleppo, izleyiciyi klimalı salonlarından çıkarıp Halep'in tozlu sokaklarına, çığlıkların ve siren seslerinin hiç dinmediği o karanlık gerçeğin tam kalbine bırakıyor. Bir şehri terk etmenin mi yoksa orada kalıp ölümü beklemenin mi daha zor olduğu sorusu, filmin her karesinde yankılanıyor.
Bu bir belgesel olduğu için "oyuncular" aslında hayatlarını ortaya koyan gerçek kişilerdir. Khaled Omar Harrah, filmin en karizmatik ve dokunaklı figürlerinden biri olarak öne çıkıyor. Onun enkaz başında sergilediği azim ve çocuklarıyla olan şefkat dolu anları, savaşın ortasındaki bir babanın portresini tüm çıplaklığıyla sunuyor. Khaled'in doğal ve samimi duruşu, profesyonel bir oyuncunun veremeyeceği kadar saf bir etki yaratıyor.
Mahmoud ise daha sessiz ve gözlemci bir karakter olarak, kuşatmanın getirdiği psikolojik yükü izleyiciye hissettiriyor. Bu gönüllülerin her biri, kameranın varlığını unutarak sadece görevlerine ve hayatta kalma çabalarına odaklanıyorlar. Yönetmen Feras Fayyad, karakterlerin en savunmasız anlarını yakalayarak, onları birer süper kahraman gibi değil, korkuları ve umutları olan gerçek insanlar olarak portreliyor.
Yönetmen Feras Fayyad, Last Men in Aleppo ile sinematik olarak oldukça zorlayıcı ama bir o kadar gerekli bir işe imza atıyor. Film, klasik bir savaş belgeselinden çok, bir "hayatta kalma senfonisi" gibi kurgulanmış. Çekimlerin kalitesi, çatışma bölgesinin kaosu içinde bile estetik bir kaygıyı korumayı başarıyor; bu da trajediyi daha vurgulu hale getiriyor. Renk paletindeki gri ve soluk tonlar, Halep'in can çekişen ruhunu yansıtıyor.
Temposu, her an patlayabilecek bir bomba kadar gergin ve belirsiz. Film, izleyiciyi teselli etmeye çalışmıyor; aksine, dünyanın geri kalanının sessiz kaldığı bir trajediyi en dürüst haliyle yüzümüze çarpıyor. 2017 Sundance Film Festivali'nde Büyük Jüri Ödülü kazanan ve Oscar'a aday gösterilen bu yapım, modern sinemanın en güçlü vicdan muhasebelerinden biri olarak kabul ediliyor.
İnsan hakları, sosyal adalet ve gerçek hayat hikâyelerine duyarlı olan izleyiciler bu yapımı mutlaka izlemelidir. Eğer aksiyon filmleri yerine gerçeğin sarsıcı gücünü tercih ediyorsanız ve savaşın insani boyutunu anlamak istiyorsanız, Last Men in Aleppo size çok şey katacaktır. Ayrıca bir platform filmi olarak dünya gündemine ve Orta Doğu tarihindeki kırılma noktalarına ilgi duyanlar için bu belgesel birincil kaynak niteliğindedir.
Bu belgesel, konfor alanlarımızın dışında süregiden bir dehşeti anlamak ve unuttuğumuz "empati" duygusunu yeniden harekete geçirmek için izlenmeli. Haber bültenlerinde sadece birkaç saniyelik görüntülerle geçilen insanların, aslında ne kadar büyük bir onur mücadelesi verdiğini kanıtlıyor. Last Men in Aleppo, sadece bir yıkımı değil, o yıkımın içinden yükselen insanlık onurunu ve başkaları için canını dişine takanların hikâyesini ölümsüzleştiriyor.
Fedakarlık: Kendi canını hiçe sayarak hiç tanımadığı insanların yardımına koşmak.
Savaşın Sivil Yüzü: Çatışmanın ortasında kalan masum insanların gündelik hayatta kalma çabası.
Umut ve Çaresizlik: En karanlık anlarda bile bir çocuğun gülümsemesinde aranan yaşama tutunma arzusu.
Tanıklık Etme: Dünyanın görmezden geldiği bir yıkımı kayıt altına alarak tarihe not düşmek.
Suriye'deki iç savaşı ve Beyaz Baretlileri farklı bir perspektiften izlemek isterseniz, kısa belgesel dalında Oscar kazanan The White Helmets (2016) yapımına göz atabilirsiniz. Ayrıca bir anne ve kızının Halep'teki yaşamını anlatan sarsıcı For Sama (2019) belgeseli de bu konu üzerine çekilmiş en güçlü eserlerden biridir. Savaşın psikolojik etkilerini anlamak adına The Cave belgeseli de listenizde olmalı.
Filmin çekimleri sırasında yönetmen ve ekip sık sık bombaların hedefi olmuş, çekim süreci büyük bir hayati tehlike altında tamamlanmıştır.
Filmin ana karakterlerinden Khaled Omar Harrah, belgeselin tamamlanmasından kısa bir süre sonra bir hava saldırısında hayatını kaybetmiştir.
Yönetmen Feras Fayyad, filmin galası için ABD'ye gitmeye çalışırken vize engeliyle karşılaşmış, bu durum uluslararası kamuoyunda büyük tartışma yaratmıştır.
Resmi adıyla Suriye Sivil Savunması olan bu grup, siyasi bir taraf gözetmeksizin sadece arama-kurtarma ve insani yardım faaliyetleri yürüten gönüllü bir kuruluştur.
Evet, filmdeki tüm patlama, kurtarma ve hastane sahneleri tamamen gerçektir. Herhangi bir canlandırma veya kurgusal sahne içermemektedir.
Last Men in Aleppo, sadece trajediyi göstermekle kalmayıp, bu trajediyi son derece yüksek bir sinematik dil ve karakter derinliğiyle işlediği için eleştirmenlerden tam not almıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...