
Gianfranco Rosi’nin kamerasını çevirdiği Lampedusa adası, yıllardır Avrupa'ya ulaşmaya çalışan binlerce mültecinin ilk durağı olma özelliğini taşıyor. Ancak film, bu trajediyi alışılagelmiş bir haber bülteni mantığıyla değil, adanın yerlisi olan 12 yaşındaki Samuele’nin günlük yaşantısıyla iç içe geçirerek anlatıyor. Samuele, sapanıyla vakit geçiren ve denize olan mesafeli duruşuyla kendi küçük dünyasında büyürken, hemen yanı başındaki sularda devasa bir insanlık dramı yaşanıyor.
Hikâye, adanın dingin, geleneksel yaşam ritmi ile sahil güvenlik ekiplerinin telsizlerinden yükselen yardım çığlıkları arasındaki sert zıtlığı merkeze alıyor. Bir yanda akşam yemeğini hazırlayan bir aile, diğer yanda ise denizin ortasında yaşam savaşı veren insanlar var. Film, bu iki gerçekliğin aynı coğrafyada nasıl bu kadar yakın ama bir o kadar uzak kalabildiğini çarpıcı bir gözlem gücüyle beyaz perdeye taşıyor.
Fuocoammare bir belgesel olduğu için oyuncu kadrosu, kendi hayatlarını yaşayan gerçek kişilerden oluşuyor. Filmin ana odak noktası olan Samuele Pucillo, çocukluğun masumiyetini ve adadaki yaşamın doğallığını temsil ediyor. Samuele’nin göz tembelliği sorunu ve sapanla kuş avlamaya çalışırken sergilediği tavırlar, aslında dünyanın görmezden geldiği trajedilere dair metaforik bir derinlik sunuyor.
Dr. Pietro Bartolo ise filmin vicdanını temsil eden en güçlü figür. Yıllardır adaya gelen mültecilerin ilk muayenesini yapan ve tanıklık ettiği acıları metanetle anlatan doktorun sahneleri, izleyicide derin bir duygusal iz bırakıyor. Bartolo’nun sakin ama kararlı duruşu, profesyonel bir oyuncunun veremeyeceği kadar sahici ve sarsıcı bir etkiye sahip.
Yönetmen Gianfranco Rosi, bu yapımla belgesel türünün sınırlarını zorlayarak Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ödülüyle dönmeyi başardı. Filmde herhangi bir dış ses veya röportaj tekniği kullanılmıyor; bunun yerine görüntüler ve sesler konuşuyor. Rosi, seyirciyi yargılamaya zorlamıyor, sadece izlemeye davet ediyor. Filmin temposu, adadaki yaşamın ağırlığını ve denizin bitmek bilmeyen kasvetini hissettirecek şekilde yavaş ama sarsıcı bir ritimde ilerliyor.
Dünyadaki güncel insani krizlere duyarlı olan ve festival filmleri takipçisi olan sinemaseverler için bu film mutlaka izlenmesi gereken bir yapım. Klasik belgesel anlatımından ziyade görsel bir şiirsellik arayanlar, Fuocoammare’nin sunduğu bu estetik ama sert gerçeklikten etkileneceklerdir. Özellikle insan hakları ve göç temalı politik drama örneklerine ilgi duyanlar için bir başyapıt niteliğindedir.
Fuocoammare, göçmen krizini sadece sayılar ve istatistikler üzerinden değil, insan ruhunun en derin katmanlarından yakalayarak anlatıyor. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük özellik, bir çocuğun büyüme sancılarıyla bir halkın hayatta kalma sancısını aynı potada eritmesidir. Siyasi bir söylem üretmek yerine, durumu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sererek seyirciyi kendi vicdan muhasebesiyle baş başa bırakıyor.
Görünmez Sınırlar: Fiziksel olarak aynı yerde olsalar da yerli halk ile mülteciler arasındaki aşılmaz sosyal duvarlar.
Doğa ve İnsan: Akdeniz’in hem bir yaşam kaynağı hem de devasa bir mezarlık olarak tasviri.
Tanıklık: Dünyanın geri kalanı uyurken, bir adanın ve bir doktorun sessizce tanıklık ettiği acılar.
Eğer bu filmin yarattığı gerçeklik hissinden etkilendiyseniz, yine Gianfranco Rosi imzalı Notturno belgeseline göz atabilirsiniz. Ayrıca mülteci krizini kurgusal bir yerden ama yine oldukça sert bir dille ele alan Io Capitano (Kaptan Benim) ve Human Flow gibi yapımlar da bu temanın en güçlü örnekleri arasında yer alır.
Yönetmen Gianfranco Rosi, filmi çekebilmek için Lampedusa adasında tam bir yıl boyunca yaşadı. Adanın dokusuna uyum sağlamak ve insanların güvenini kazanmak için uzun bir süre kamera kullanmadan vakit geçirdi. Filmde gördüğümüz Dr. Pietro Bartolo, gerçek hayatta da binlerce mülteciye yardım etmiş ve bu konudaki çalışmalarıyla tanınan bir kahraman figürüdür.
Evet, film tamamen gerçek olayları, gerçek kişileri ve Lampedusa adasındaki güncel mülteci krizini konu alan bir belgeseldir.
"Fuocoammare" (Denizdeki Ateş), II. Dünya Savaşı sırasında denizde vurulan bir savaş gemisinin yarattığı kızıllığa ithafen söylenen eski bir halk şarkısından gelmektedir.
Film fiziksel şiddetten ziyade, yaşanan trajedinin psikolojik ağırlığını ve mültecilerin zorlu kurtarılma anlarını göstererek izleyiciyi duygusal olarak sarsmaktadır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...