
Dram

Anna

Claudia

Nicky

Caterina

Picchio

Owner of restaurant
Marta

Rossino

Young bride

Caterina's grandson
Başarılı bir antikacı olan Nicky, partneri Picchio ile birlikte kız kardeşi Marta’nın kuzey İtalya’daki geniş ve ıssız malikanesine bir ziyaret gerçekleştirir. Bu ziyaret, sadece fiziksel bir yolculuk değil, aynı zamanda karakterlerin kendi geçmişlerine, bastırılmış arzularına ve çocukluk travmalarına doğru yaptıkları ruhsal bir kazıdır. Eski bir opera şarkıcısı olan Marta’nın ölümüyle sarsılan bu küçük grup, malikanenin koridorlarında kendi gençliklerinin yankılarını aramaya başlar.
Zamanın lineer akışının kırıldığı filmde, geçmiş ile şimdi arasındaki sınırlar bulanıklaşır. Karakterler, Venedik’in sisli hatıralarını ve eski aile sırlarını deşerken, hayatın geçiciliği ve ölümün soğuk gerçekliğiyle burun buruna gelirler. İtalya’nın pastoral doğası içinde geçen bu hikâye, nostaljinin hem iyileştirici hem de hapsedici gücünü melankolik bir dille işler.
Franco Brusati’nin yönetmenliğindeki filmde Erland Josephson, Nicky rolünde sergilediği içe dönük ve derinlikli performansıyla hikâyeyi sırtlar. Josephson, karakterinin entelektüel duruşu ile içindeki savunmasız çocuğu muazzam bir dengede sunar. Marta rolündeki Mariangela Melato ise geçmişin görkemini ve bugünün kırılganlığını temsil eden büyüleyici bir kompozisyon çizer. Eleonora Giorgi ve Michele Placido, kadronun diğer güçlü isimleri olarak karakterlerin arasındaki gerilimi ve duygusal bağı güçlendiren performanslar ortaya koyarlar.
1979 yapımı bu İtalyan klasiği, sinematografisi ve anlatım diliyle Avrupa sinemasının en seçkin örneklerinden biri kabul edilir. Yönetmen Franco Brusati, mekânı bir karakter gibi kullanarak izleyiciye klostrofobik bir nostalji hissi yaşatır. Film, 1980 yılında En İyi Yabancı Dilde Film dalında Oscar adaylığı elde ederek uluslararası arenada büyük ses getirmiştir. Müziklerin ve doğal ışığın kullanımı, filmin rüya benzeri atmosferini desteklerken; yaşlılık, eşcinsellik ve aile bağları gibi temalar son derece sofistike bir şekilde ele alınmıştır.
Sanat sinemasından keyif alan, yavaş tempolu ve derinlikli karakter analizlerini seven izleyiciler için bu yapım bir hazine niteliğindedir. Animasyon filmleri gibi hızlı tüketilen içeriklerin aksine, üzerinde düşünülmesi gereken felsefi bir derinlik sunar. İtalyan sinemasına ilgi duyanlar ve "geçmişin yükü" temalı dramlardan hoşlananlar, filmin yarattığı hüzünlü atmosferde kendilerinden bir parça bulacaklardır.
Film, nostaljinin insanı nasıl felç edebileceğini veya ona nasıl rehberlik edebileceğini benzersiz bir görsel dille anlatır. Erland Josephson gibi bir ustanın oyunculuğuna tanıklık etmek ve İtalya'nın taşra malikanelerindeki o sessiz, vakur hüznü hissetmek için izlenmelidir. Ayrıca, insanın kaçınılmaz sona doğru ilerlerken geçmişiyle nasıl barışabileceğine dair sunduğu zarif cevaplar, filmi zamansız kılmaktadır.
Zamanın Geçiciliği: Gençliğin ve güzelliğin kaybı karşısında duyulan melankoli.
Bellek ve Kimlik: Geçmişteki anıların, bireyin bugünkü benliğini nasıl şekillendirdiği.
Ölüm ve Yas: Kayıpların ardından gelen boşluk duygusuyla başa çıkma süreci.
Eğer bu filmin yarattığı şiirsel ve dramatik atmosfer ilginizi çektiyse, şu yapımlara da göz atabilirsiniz:
Cries and Whispers (1972): Aile bağları ve ölüm temalarını işleyen bir başka Ingmar Bergman etkili başyapıttır.
The Garden of the Finzi-Continis (1970): İtalya'da geçen, geçmişe duyulan özlem ve toplumsal değişim üzerine kurulu bir dramdır.
Death in Venice (1971): Güzellik arayışı ve kaçınılmaz sonun Venedik fonundaki sarsıcı hikâyesidir.
Film, İtalya'da David di Donatello ödüllerinde En İyi Film ödülünü kazanarak dönemine damga vurmuştur. Yönetmen Brusati'nin en kişisel ve olgun eseri olarak kabul edilen yapım, Amerikan sinemasının aksine olay örgüsünden ziyade duygu durumlarına odaklanır. Filmin bazı sahnelerinde kullanılan gerçeküstü geçişler, karakterlerin zihinsel dünyasını yansıtmak amacıyla o dönem için oldukça yenilikçi bir teknikle çekilmiştir.
Filmin orijinal adı olan "Dimenticare Venezia", Türkçeye "Venedik'i Unutmak" olarak çevrilmiştir ve karakterlerin geçmişteki idealize edilmiş anılarından kurtulma çabasını simgeler.
Hayır, film Franco Brusati tarafından kaleme alınan özgün bir senaryoya sahiptir.
Adı Venedik ile anılsa da film büyük oranda bir taşra malikanesinde geçer; çünkü Venedik burada fiziksel bir şehirden ziyade, karakterlerin zihnindeki ulaşılamaz geçmişi temsil eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...