
1950’lerin New York’unda, Coney Island’ın meşhur lunapark manzaraları eşliğinde geçen Wonder Wheel, hayallerinden uzaklaşmış dört karakterin yollarının kesişmesini anlatıyor. Görsel yönetmenliğini efsanevi Vittorio Storaro’nun üstlendiği film, izleyiciyi adeta bir tiyatro sahnesindeymiş gibi hissettiren eşsiz bir ışık kullanımıyla karşılıyor. Lunaparkın neon ışıkları, karakterlerin iç dünyasındaki fırtınaları simgeleyen renk geçişleriyle birleşerek unutulmaz bir seyir zevki sunuyor.
Filmin merkezinde, eski bir aktris olan ve şimdilerde bir istiridye restoranında garsonluk yapan Ginny yer alıyor. Kate Winslet’ın devleştiği bu karakter, mutsuz evliliğinden ve geçmiş hatalarından kaçış yolunu genç bir cankurtaran olan Mickey’de buluyor. Ancak Wonder Wheel, sadece bir yasak aşk hikayesi değil; aynı zamanda insanın kendi hatalarıyla ve gerçekleşmeyen hayalleriyle yüzleşmesinin çarpıcı bir portresi.
Hikaye, Ginny’nin kocası Humpty’nin yıllardır görüşmediği kızı Carolina’nın aniden ortaya çıkmasıyla daha da karmaşık bir hal alıyor. Mafyadan kaçan Carolina’nın gelişi, aile içindeki tüm dengeleri sarsarken, Wonder Wheel izleyiciyi gerilim ve dramın iç içe geçtiği bir sona doğru sürüklüyor. Her karakterin kendi "dönme dolabında" sıkışıp kaldığı bu yapım, duygusal iniş çıkışlarıyla izleyiciyi derinden etkilemeyi başarıyor.
Woody Allen, Wonder Wheel ile nostaljik bir atmosferi karanlık bir insan doğası incelemesiyle harmanlıyor. Filmde kullanılan müzikler, dönemin kostümleri ve mekan tasarımları sizi 50’li yıllara götürürken; kıskançlık, ihanet ve pişmanlık gibi evrensel temalar güncelliğini koruyor. Eğer hem görsel bir estetik hem de güçlü oyunculuklar arıyorsanız, bu film tam size göre.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...