

Gözlemci

-

-

-

-

-

-

-

-

-
Bir tütün deposunda bekçilik yapan Gözlemci, vaktinin büyük bir kısmını çevresindeki insanları, nesneleri ve toplumsal olayları sadece izleyerek geçirir. Onun bu saf ve derinlemesine bakışı, sadece dış dünyayı değil, insanların sakladığı gerçekleri de bir bir ortaya çıkarır. Ancak "sadece bakıyor olmak", hiçbir şeye müdahale etmese bile, statükoyu korumaya çalışan otoriter yapılar ve sıradan insanlar için bir tehdit unsuru haline gelir. Çünkü Gözlemci’nin bakışları, toplumun üzerine kurulu olduğu sahte temelleri ve yalanları bir ayna gibi yansıtmaktadır.
Salah Birsel’in aynı adlı kült romanından uyarlanan film, gerçeküstü bir evrende geçer. Gözlemci, kendi sessizliğinde devleşirken; çevresindeki esnaf, polis ve bürokrasi onun bu anlaşılmaz eylemsizliğinden rahatsız olur. Dram filmleri içinde felsefi altyapısıyla öne çıkan yapım, bireyin toplum içindeki konumunu ve bakmanın politik bir eylem olup olmadığını sorguluyor. Siyah beyaz görselliğiyle zamansız bir hikâye sunan film, izleyiciyi "görmek" ile "bakmak" arasındaki o derin uçuruma davet ediyor.
Filmin merkezinde, Gözlemci karakterine hayat veren Mustafa Dinç yer alıyor. Dinç, neredeyse hiç konuşmayan, sadece gözleriyle ve mimikleriyle hikâyeyi sürükleyen bu zorlu rolün altından başarıyla kalkıyor. Karakterin o stoik duruşunu ve dünyayı algılama biçimini izleyiciye son derece yalın bir şekilde aktarıyor.
Kadronun diğer kısımlarında İpek Türktan Kaynak, Muttalip Müjdeci ve Mehmet Esen gibi usta isimler yer alıyor. Her bir oyuncu, Gözlemci’nin karşısında toplumun farklı bir katmanını veya farklı bir tepki biçimini temsil ediyor. Oyuncu kadrosunun sergilediği stilize performanslar, filmin gerçeküstü ve absürt atmosferini güçlendiren en önemli unsurlar arasında bulunuyor.
Yönetmen Mehmet Güreli, bu filmde edebiyat ve sinemanın sınırlarını iç içe geçiriyor. Siyah beyaz tercih edilen sinematografi, hikâyenin geçtiği belirsiz zaman ve mekana masalsı ama bir o kadar da sert bir doku katıyor. Film, klasik bir olay örgüsünden ziyade, durumların ve imgelerin gücüne dayanıyor. Görsel dili, Türk sinemasında nadir rastlanan bir estetik anlayışla örülmüş. Bağımsız sinema örneği olarak Dört Köşeli Üçgen, izleyiciye bir cevap vermekten ziyade, zihinde kalıcı sorular bırakmayı hedefleyen sanatsal bir deneme niteliğinde.
Edebiyat uyarlamalarına ilgi duyan, felsefi derinliği olan ve görsel estetiği ön planda tutan izleyiciler bu filmi mutlaka listesine almalı. Eğer "bakmak" üzerine kurulu, ağır tempolu ve düşündürücü yapımlardan hoşlanıyorsanız, Gözlemci’nin dünyası sizi etkileyecektir. Sanat filmleri kategorisinde farklı bir soluk arayanlar ve siyah beyaz sinemanın büyüsüne inananlar için kaçırılmayacak bir yapım.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Salah Birsel’in ironi dolu dünyasının beyazperdeye nasıl bu kadar sadık ve özgün bir biçimde aktarıldığını görmektir. Film, günümüzün "dikizleme" ve "teşhir" kültürüne zıt bir yerden, saf gözlemin gücünü hatırlatıyor. Ayrıca Mehmet Güreli’nin müzikleriyle de desteklenen o eşsiz atmosfer, izleyiciye meditatif bir sinema deneyimi sunuyor. Ödüllü filmler meraklıları için de festival yolculuğuyla dikkat çeken bu yapım, nitelikli bir keşif olacaktır.
Gözlem ve Hakikat: Sadece izleyerek gerçeğe ulaşmanın mümkün olup olmadığı.
Toplumsal Baskı: Farklı olanın ve sessiz kalanın çoğunluk tarafından nasıl bir tehdit olarak algılandığı.
Birey ve Otorite: Sistemin dışına çıkan, kalıplara uymayan bireyin maruz kaldığı denetim.
Absürtlük: Hayatın ve kuralların mantık dışı yönlerinin ironik bir dille ele alınması.
Eğer Gözlemci’nin bu sessiz ve derinlikli bakışını sevdiyseniz, yine bir karakterin dış dünyayı algılayışına odaklanan Anayurt Oteli veya toplumsal yozlaşmayı alegorik bir dille anlatan Kıskanmak filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca, siyah beyaz estetiği ve felsefi yapısıyla Ida filmi de benzer bir görsel haz sunabilir.
Film, Türk edebiyatının usta kalemi Salah Birsel’in 1961 yılında yayımlanan aynı adlı romanından uyarlanmıştır.
Yönetmen Mehmet Güreli, aynı zamanda bir ressam ve müzisyen olduğu için filmin her karesini bir tablo gibi tasarlamıştır.
Çekimler, romanın o kendine has atmosferini yakalayabilmek için özenle seçilmiş mekanlarda, siyah beyaz olarak gerçekleştirilmiştir.
Gözlemci, konuşmanın ve eylemin gerçekliği bozduğunu düşünür; onun için asıl eylem sessizce bakmak ve olanı olduğu gibi görmektir.
Film belirli bir şehir veya tarihte geçmez; bu belirsizlik hikâyeye evrensel bir alegori niteliği kazandırır.
Bu isim, hayatın içindeki mantıksızlıkları, imkansızlıkları ve toplumsal düzenin kendi içindeki çelişkilerini simgeleyen matematiksel bir imkansızlığa gönderme yapar.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...