
Dram

Tonton Ali
La 'politique'
L'Arabe

Uzun, 'L'échalas'
Hatice, la mariée

Cafer
Samil, le marié
Directeur de prison
Directeur général des prisons
Sevket, gardien-chef
Yılmaz Güney'in son başyapıtı olan film, Ankara Kapalı Cezaevi'nde 1976 yılında bizzat tanıklık ettiği bir isyandan yola çıkarak kurgulanmıştır. Hikâye, cezaevinin "Dördüncü Koğuş"unda kalan bir grup çocuk mahkumun etrafında döner. Bu çocuklar, sadece parmaklıklar ardında değil; açlık, hastalık, bitmek bilmeyen işkenceler ve cinsel istismarın gölgesinde hayatta kalmaya çalışmaktadırlar.
Yönetmen, cezaevini adeta bir mikro-toplum olarak kurgular. Gardiyanların despotluğu ve sistemin çürümüşlüğü karşısında çocukların tek bir hayali vardır: Daha "insani" koşullara sahip olduklarını duydukları başka bir hapishaneye nakledilmek. Ancak koşullar dayanılmaz hale geldiğinde, bu sessiz çığlık yerini büyük bir isyana bırakır. Dram filmi türündeki Duvar, insan onurunun en zor şartlarda bile nasıl direndiğini gösteren, izlemesi zor ama unutulması imkansız bir eserdir.
Filmin en büyük başarısı, profesyonel olmayan genç oyuncuların sergilediği tüyler ürperten doğallıktır. Tuncel Kurtiz, cezaevindeki bilge ve ağırbaşlı figür olan "Ali" rolüyle kadronun en güçlü direği konumundadır. Kurtiz’in karakteri, o karanlık ortamda adaleti ve sağduyuyu temsil ederek hikâyeye editoryal bir derinlik katar.
Ayşe Emel Mesci, Nicolas Hossein ve Isabelle Tissandier gibi isimlerin yer aldığı kadroda, çocuk oyuncuların her birinin yüzündeki çaresizlik ve öfke, Yılmaz Güney’in yönetmenlik dehasıyla birleşerek belgesel niteliğinde bir gerçekçilik sunar. Oyuncular, Paris yakınlarında eski bir manastırda kurulan cezaevi setinde, o baskıcı atmosferi tüm çıplaklığıyla beyaz perdeye taşımıştır.
Duvar, Yılmaz Güney’in sürgündeyken, Fransa’da çektiği ve Türkiye’deki siyasi/toplumsal sancıları dünyaya duyurduğu en sert filmidir. Film, estetik bir kaygıdan ziyade "hakikat" kaygısı taşır. Sinematografik olarak klostrofobik mekanlar, gri tonlar ve şiddetin ham hali, izleyiciyi bir gözlemci olmaktan çıkarıp o koğuşun bir parçası haline getirir. Ozan Lambraki’nin bestelediği, hüzünlü ıslık ve müzikler, filmin dramatik etkisini en üst seviyeye çıkarır. Film, 1983 Cannes Film Festivali’nde büyük ses getirmiştir.
Siyasi sinema, insan hakları temalı yapımlar ve Türk sinemasının klasiklerine ilgi duyan her sinemasever Duvar’ı mutlaka izlemeli. Yılmaz Güney sinemasının evrenselleştiği son noktayı görmek isteyenler için bu film bir mihenk taşıdır. Sert sahneleri ve ağır atmosferi nedeniyle hassas izleyiciler için zorlayıcı olsa da, toplumsal hafıza ve sinema tarihi açısından eşsiz bir deneyimdir.
Sistemin ezdiği "küçük insanların" sesi olduğu için izlenmeli. Yılmaz Güney, bu filmde sadece bir cezaevi hikâyesi anlatmaz; aslında duvarların hem içte hem de dışta insanı nasıl hapsettiğini gösterir. Çocuk mahkumların hayata tutunma çabası ve aralarındaki dayanışma, en karanlık tabloda bile bir umut ışığı aramanın ne demek olduğunu anlatır.
İnsan Onuru ve İşkence: Sistematik şiddet karşısında bireyin ezilmesi ve direnmesi.
Çocukluk ve Masumiyetin Kaybı: Suça itilen çocukların bir cezaevi içinde nasıl yok olduğu.
Adalet ve Çürümüşlük: Devletin en karanlık köşelerindeki otorite suistimalleri.
Özgürlük Tutkusu: Duvarların arkasında bile asla sönmeyen kurtuluş umudu.
Bu sarsıcı hapishane dramını sevdiyseniz, yine bir cezaevi isyanını ve insanlık onurunu konu alan Alan Parker filmi Geceyarısı Ekspresi (Midnight Express) veya bir başka klasik olan Papillon (Kelebek) ilginizi çekebilir. Türk sinemasından ise benzer bir atmosfer için yine Güney imzalı Yol filmi mutlaka izlenmelidir.
Yılmaz Güney, filmin çekimleri sırasında kanserle mücadele ediyordu ve bu onun tamamlayabildiği son filmi oldu.
Çekimler, Türkiye'de yasaklı olduğu için Fransa'da, hapishaneye dönüştürülen eski bir manastırda (Abbaye de la Joie) yapılmıştır.
Filmde yer alan birçok sahne, Yılmaz Güney'in kendi mahkumiyet yıllarındaki anılarından ve cezaevlerinden gelen mektuplardan derlenmiştir.
Evet, film 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde çocuk koğuşunda çıkan gerçek bir isyanı temel almaktadır.
O dönemde sağlık durumu oldukça ciddi olan Güney, tüm enerjisini filmi yönetmeye ve kurgulamaya ayırmak istediği için kamera arkasında kalmayı tercih etmiştir.
Film, çekildiği dönemde Türkiye'de yasaklanmış ve ancak 1990'lı yılların sonunda Türk izleyicisiyle yasal olarak buluşabilmiştir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...