

Mustafa

Esma

Hoca

Sacit

Esma'nın Annesi

İşkenceci Komiser

İşkenceci Polis

İşçi

Cahit

Ev Sahibi
Mustafa, İstanbul’un yoksul mahallelerinden birinde karısı ve çocuğuyla kendi halinde bir yaşam süren, tek derdi yeni aldığı televizyonun taksitlerini ödemek olan sıradan bir fabrika işçisidir. 1980 öncesinin sokak çatışmalarından, sendikal grevlerden ve ideolojik kavgalardan ısrarla uzak durur. 12 Eylül sabahı tank sesleriyle uyandığında, bu durumu sadece sokaklardaki kargaşanın bitmesi olarak görür ve safça sevinir. Mustafa için devlet, her zaman koruyucu ve yanılmaz bir güçtür.
Ancak bir gece kapısı çalınıp, "Şehmuz" kod adlı tehlikeli bir siyasi sorumlu olduğu iddiasıyla gözaltına alındığında Mustafa’nın dünyası kararır. Hiç bilmediği isimler, hiç gitmediği toplantılar ve alakası olmayan suçlamalar altında ağır işkencelerden geçirilir. Suçsuzluğunu kanıtlamaya çalıştıkça daha büyük bir karanlığın içine çekilen Mustafa, devletin o güne kadar bildiği şefkatli yüzünün yerini alan soğuk ve acımasız gerçekle yüzleşmek zorunda kalır.
Filmin başrolünde, Mustafa karakterine hayat veren Memet Ali Alabora, kariyerinin en sarsıcı performanslarından birini sergiliyor. Alabora, karakterin başlangıçtaki saflığını, işkence altındaki çaresizliğini ve sonrasındaki ruhsal çöküşünü izleyiciye iliklerine kadar hissettiriyor. Mustafa’nın karısı rolündeki Sibel Kekilli ise, dışarıda kocasını bekleyen bir kadının yaşadığı çaresizliği ve toplumsal baskıyı büyük bir ustalıkla yansıtıyor.
Filmin oyuncu kadrosunda yer alan Altan Erkekli, usta oyunculuğuyla hikâyenin vicdan yükünü sırtlanırken; Civan Canova, işkenceci komiser rolünde sergilediği soğukkanlı performansla izleyicinin hafızasında silinmez bir iz bırakıyor. Performanslar, dönemin o boğucu ve tekinsiz atmosferini editoryal bir başarıyla destekleyerek filmi bir dram şaheserine dönüştürüyor.
Ömer Uğur’un yönetmenliğini üstlendiği yapım, 12 Eylül darbesi üzerine yapılmış en cesur ve en gerçekçi filmlerden biri olarak kabul edilir. Film, siyasi bir duruşu olanlardan ziyade, "apolitik" bir insanın dahi sistemin çarkları arasında nasıl ezilebileceğini anlatması bakımından benzersizdir. Anlatım dili oldukça sert, çiğ ve gerçektir. Görsel atmosfer, 80’lerin o gri ve puslu havasını başarıyla yansıtırken, işkence sahnelerinin dürüstlüğü izleyiciyi derin bir sorgulamaya itmektedir.
Türkiye’nin yakın tarihine ilgi duyan, toplumsal travmaların bireyler üzerindeki etkisini merak eden herkes bu filmi izlemeli. Sadece bir dönem filmi değil, aynı zamanda evrensel bir "adalet ve insan hakları" sorgulaması arayan sinemaseverler için Eve Dönüş sarsıcı bir deneyim sunuyor. İnsan psikolojisinin sınırlarını zorlayan ve vicdanlara dokunan dram yapımlarından hoşlananlar bu filmi kesinlikle listesine eklemeli.
Eve Dönüş, "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığının, toplumsal bir baskı ortamında nasıl işlemediğini tokat gibi yüze vuran bir yapım. Filmi benzerlerinden ayıran en büyük fark, ideolojik bir kahraman yaratmak yerine, tamamen sıradan ve hırsları olmayan bir işçinin trajedisine odaklanmasıdır. Dönemin acılarını bizzat deneyimlemiş olan Ömer Uğur'un yönetimi, filmi bir kurgu olmaktan çıkarıp tarihi bir tanıklığa dönüştürüyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...