
Animasyon
Paris’in aristokrat havasını yansıtan şık bir kafede, iyi giyimli ve oldukça mesafeli bir beyefendi günlük kahvesini içmektedir. Ancak hesap ödeme vakti geldiğinde, cüzdanının yanında olmadığını fark eder. Bu durum, toplumdaki statüsüne ve imajına son derece düşkün olan kahramanımız için büyük bir panik ve utanç kaynağına dönüşür. Gururunu kurtarmak adına hesabı ödemeyi geciktirmek için üst üste kahve sipariş etmeye başlar.
Kafede geçirdiği bu gerilimli süre boyunca, çevresindeki "alt tabaka" olarak gördüğü insanlarla etkileşime girmek zorunda kalır. Masasına yaklaşan evsiz bir adam, sürekli homurdanan bir garson ve arka plandaki diğer figürler, adamın iç dünyasındaki ön yargıları bir bir gün yüzüne çıkarır. Film, bir yandan zamanın daralmasını işlerken diğer yandan beklenmedik bir hayırseverlik ve empati dersi vererek izleyiciyi şaşırtıcı bir sona hazırlar.
Bu bir sessiz animasyon olduğu için karakterler sesleriyle değil, abartılı mimikleri ve karakteristik vücut dilleriyle hikâyeyi anlatırlar. Ana karakter olan İş Adamı, katı duruşu ve panik anındaki terlemeleriyle sınıfsal kibrin mükemmel bir karikatürüdür.
Kafedeki Evsiz Adam figürü, izleyicinin ön yargılarını test eden gizemli bir derinliğe sahiptir. Fabrice Joubert, karakter tasarımlarında kullandığı keskin hatlar ve detaylı yüz ifadeleriyle, herhangi bir diyaloga ihtiyaç duymadan insan doğasının en karmaşık duygularını izleyiciye aktarmayı başarıyor. Garson karakteri ise Fransız hizmet kültürünün o klişe, sabırsız ama işini yapan tavrını harika bir editoryal mizahla yansıtıyor.
Yönetmen Fabrice Joubert, bu kısa film çalışmasında Fransız sinemasının estetik anlayışını animasyonun esnekliğiyle birleştiriyor. Mekan tasarımı ve aynaların kullanımı, adamın içinde bulunduğu sıkışmışlık hissini görsel bir metafora dönüştürüyor. Yaklaşık 8 dakika süren yapım, tek bir mekanda geçmesine rağmen temposunu bir an olsun düşürmüyor. Akademi Ödülleri'nde "En İyi Kısa Animasyon" dalında aday gösterilen film, sınıf farklarını ve yardımlaşmayı didaktik olmadan, ince bir mizahla ele almasıyla öne çıkıyor.
İnsan psikolojisi üzerine kurulu, kısa ama vurucu hikâyeleri seven herkes bu filmi listesine almalı. Sessiz sinema estetiğinden hoşlananlar ve karakter analizine dayalı edebi bir derinlik arayanlar için bu animasyon filmi biçilmiş kaftandır. Ayrıca toplumsal maskelerin düştüğü anlara tanıklık etmek isteyen sinemaseverler için de oldukça doyurucu bir seyirlik sunuyor.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, sadece görselliğiyle bir insanın iç dünyasındaki değişimi nasıl ustalıkla anlatabildiğini görmektir. "Dış görünüş her şeydir" yanılgısını bir fincan kahve üzerinden yıkan hikâye, modern zamanların empati yoksunluğuna harika bir eleştiri getiriyor. Kısa sürede büyük bir hikâye anlatma sanatının en zarif örneklerinden biri olması, onu türdeşleri arasında özel kılıyor.
Sosyal Statü ve Utanç: Toplumun gözündeki imajın, insanın gerçek karakterinin önüne geçmesi.
Ön Yargılar: Dış görünüşüne göre yargıladığımız insanların, aslında en zor anımızda yanımızda olan kişiler olabileceği.
Dürüstlük ve Gurur: Yanlış bir gururun insanı nasıl içinden çıkılmaz, komik ve acınası durumlara sokabileceği.
Eğer sessiz anlatımın ve güçlü görsel mizahın birleştiği bu dünyayı sevdiyseniz, Sylvain Chomet’in başyapıtı The Triplets of Belleville (Belleville'de Randevu) veya The Illusionist filmlerini mutlaka izlemelisiniz. Ayrıca benzer bir sınıf eleştirisi ve absürt atmosfer sunan ödüllü kısa animasyon The Employment da ilginizi çekebilir.
Yönetmen Fabrice Joubert, karakter tasarımlarında gerçekçi detaylardan ziyade, karakterlerin iç dünyasını yansıtan ekspresyonist (dışavurumcu) bir stil tercih etmiştir.
Film, tek bir kamera açısı ve ayna yansımaları üzerinden kurgulanarak, tiyatro sahnesi hissi verecek şekilde tasarlanmıştır.
2010 yılında Oscar adaylığı elde ederek, o yılın en dikkat çeken bağımsız animasyon projelerinden biri olmuştur.
Yönetmen, evrensel bir hikâye anlatmak ve izleyicinin karakterlerin jestlerine, mimiklerine odaklanmasını sağlamak için sessiz sinema dilini tercih etmiştir.
Filmin sonu, iyiliğin ve yardımın hiç umulmadık yerlerden gelebileceğini vurgulayarak, ana karakterin (ve izleyicinin) ön yargılarını tamamen yıkmayı amaçlar.
Üst üste dizilen her fincan, adamın yalanlarının ve içine düştüğü toplumsal baskının artan yükünü simgeleyen görsel bir öğedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...