
Korku
Abbas, köylerden uzak, ıssız bir evde tek başına yaşayan ve geçimini ölüleri yıkayarak (gassallık yaparak) sağlayan, içine kapanık ve gizemli bir adamdır. Hayatını ölümün o sessiz ve soğuk ritmine göre düzenlemiştir. Ancak Abbas’ın bu rutin ve kasvetli hayatı, evine gelen genç ve güzel bir kadınla altüst olur.
Ayla adındaki bu kadın, geceyi geçirmek için Abbas’ın evine sığınır. Fakat Ayla’nın gelişiyle birlikte evde açıklanamayan, tekinsiz olaylar yaşanmaya başlar. Abbas, bir yandan Ayla’nın kim olduğunu ve neden geldiğini anlamaya çalışırken, diğer yandan kendi geçmişindeki karanlık sırlarla ve ölümün ona fısıldadığı korkularla yüzleşmek zorunda kalır. Film, izleyiciyi "Ölüm mü daha korkutucu, yoksa yaşayanların sırları mı?" sorusuyla baş başa bırakan editoryal bir gerilim inşa ediyor.
Filmin başrolünde, Abbas karakterine hayat veren Ayhan Eroğlu yer alıyor. Eroğlu, karakterin o tekinsiz, az konuşan ve gizemli tavrını oldukça etkileyici bir performansla sergiliyor. Bakışları ve duruşuyla filmin ihtiyaç duyduğu huzursuz edici atmosferi tek başına sırtlamayı başarıyor.
Ona, Ayla rolünde Nilay Olcay eşlik ediyor. Olcay, karakterin gizemini ve Abbas’ın dünyasındaki tezatlığını başarıyla yansıtıyor. Film, kısıtlı bir oyuncu kadrosuyla tek mekanda geçmesine rağmen, oyuncuların yarattığı gerilim izleyiciyi son ana kadar hikâyenin içinde tutuyor.
Yönetmen Alper Mestçi’nin senaryosuna imza attığı ve Alper Kıvılcım’ın yönettiği yapım, Türk korku sineması için farklı bir deneme niteliğinde. Gassal, sadece ani ses patlamalarıyla korkutmak yerine, görsel atmosferi ve ses tasarımıyla izleyiciyi yavaş yavaş geren bir yapıya sahip. Ölüm döşeği, teneşir masası ve karanlık odalar gibi unsurlar, sinematografik açıdan oldukça soğuk ve sarsıcı bir biçimde kullanılmış. Film, görsel dilinde kırmızının ve siyahın tonlarını kullanarak karakterlerin ruhsal çöküşünü editoryal bir başarıyla resmediyor.
Klasik cin temalı korku filmlerinden sıkılan, daha çok psikolojik gerilim ve atmosfer odaklı yapımları seven izleyiciler bu filmi mutlaka görmeli. Eğer tek mekanda geçen, klostrofobik ve gizem dolu hikâyeler ilginizi çekiyorsa Gassal size hitap edecektir. Ayrıca ölüm teması üzerine kurulu karanlık hikâyeleri merak edenler için de ilginç bir seçenek.
Film, Türk toplumunda bir tabu olan "ölüm ve ölü yıkama" ritüellerini merkeze alarak izleyicinin bilinçaltındaki korkuları tetikliyor. Abbas’ın yalnızlığı ve işinin getirdiği o kaçınılmaz soğukluk, filme özgün bir doku katıyor. Büyük bütçeli efektler yerine hikâye anlatıcılığı ve atmosferle korku yaratmaya çalışması, yapımı türdeşlerinden ayırıyor.
Yalnızlık ve Yabancılaşma: Toplumun kıyısında yaşayan ve ölümle iç içe olan bir adamın trajedisi.
Vicdan ve Geçmiş: Kaçılan sırların en beklenmedik anda karşımıza çıkması.
Ölümün Soğukluğu: Yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizginin yarattığı tekinsizlik.
Gizem: Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı, karakterlerin gerçek niyetlerinin sorgulandığı bir atmosfer.
Bu tarz atmosferik ve tek mekanda geçen korku/gerilim filmlerini sevdiyseniz, The Autopsy of Jane Doe (Otopsi) veya yine Alper Mestçi imzalı olan ve atmosferiyle öne çıkan Siccin serisinin ilk filmlerine göz atabilirsiniz. Ayrıca gizem odaklı yerli yapımlardan Baskın da benzer bir tekinsizlik sunar.
Film, düşük bütçeli bir bağımsız yapım olmasına rağmen yarattığı atmosferle yerli korku fanları arasında "gizli kalmış bir cevher" olarak anılır.
Çekimler, filmin o klostrofobik havasını korumak adına oldukça kısıtlı bir zaman diliminde ve gerçekçi bir dekorasyonda tamamlanmıştır.
Ayhan Eroğlu, rolüne hazırlanırken gassallık mesleğinin incelikleri ve bu işi yapan insanların psikolojisi üzerine gözlemler yapmıştır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...