

Nathalie Chazeaux

Heinz

Fabien

Yvette

Chloé

Johann

Elsa

Hugo

Daniel

Simon (élève lycée)
Paris’te bir lisede felsefe öğretmenliği yapan Nathalie, hayatını entelektüel bir düzen ve ailevi sorumluluklar üzerine kurmuştur. Ancak bir gün, çok güvendiği düzeni kumdan bir kale gibi yıkılmaya başlar. Yıllardır evli olduğu kocası onu başka bir kadın için terk eder, bakıma muhtaç annesi hayatını kaybeder ve yayınevi artık kitaplarına eski ilgiyi göstermez. Nathalie, bir kadını tanımlayan neredeyse tüm rollerden (eş, evlat, yazar) aynı anda mahrum kalır.
Bu büyük boşluğun ortasında Nathalie, eski bir öğrencisi olan ve radikal fikirleriyle dikkat çeken Fabien’in yanına, kırsaldaki bir komüne gider. Ancak film, Nathalie’nin hayatını radikal bir şekilde değiştirmesini değil, aksine felsefi bir olgunlukla yalnızlığını kabullenmesini işler. Mia Hansen-Løve imzalı bu dram, acının içinde dahi nezaketini koruyan bir kadının, hayatın sunduğu yeni ve belirsiz özgürlüğe adım atışını editoryal bir zarafetle sunuyor.
Filmin merkezinde, modern sinemanın dev ismi Isabelle Huppert yer alıyor. Huppert, Nathalie karakterini öylesine büyük bir ustalıkla canlandırıyor ki, karakterin entelektüel kalkanının altındaki kırılganlığı ve aynı zamanda sarsılmaz gücü her sahneye sirayet ediyor. Huppert’in performansındaki doğallık, filmi bir "yıkım hikâyesi" olmaktan çıkarıp bir "yeniden doğuş" portresine dönüştürüyor.
Nathalie’nin hayranlık duyduğu eski öğrencisi Fabien rolünde Roman Kolinka, gençlik idealizmi ile hayatın gerçekliği arasındaki çatışmayı başarıyla yansıtıyor. Edith Scob ise zorlayıcı ama sevgi dolu anne rolünde filmin duygusal derinliğini artıran kilit bir performans sergiliyor. Oyuncuların bu ölçülü ve samimi tutumu, yapımı sıradan bir sanat filmi deneyiminin ötesine taşıyor.
Yönetmen Mia Hansen-Løve, hüzünlü bir konuyu ajitasyona kaçmadan, hatta şaşırtıcı bir hafiflikle işlemeyi başarıyor. Filmde felsefe sadece bir meslek değil, olaylara bakış açısını belirleyen bir zemin olarak kullanılıyor. Görüntü yönetimi, mevsimlerin geçişini ve doğanın uyanışını Nathalie’nin iç dünyasındaki değişimlerle paralel bir şekilde sunuyor. Berlin Film Festivali’nden Gümüş Ayı ödülüyle dönen yapım, hayattaki kayıpların aslında yeni başlangıçlar için alan açtığını hatırlatan bilgece bir anlatıma sahip.
Hayatın orta yerinde durup "Şimdi ne olacak?" sorusunu soranlar, felsefeye ilgi duyanlar ve karakter odaklı Fransız sinemasını sevenler için bu yapım eşsiz bir seyirlik. Eğer büyük patlamalar yerine sessiz aydınlanmaların anlatıldığı, derinlikli bir bağımsız sinema örneği arıyorsanız, Gelecek Günler sizi fazlasıyla memnun edecektir.
Bu film, yalnızlığın bir trajedi değil, bir özgürlük biçimi olabileceğini gösterdiği için izlenmeli. Nathalie’nin başına gelenler karşısında kurban rolüne bürünmek yerine kitaplarına, düşüncelerine ve çocuklarına tutunarak yoluna devam etmesi, izleyiciye sessiz bir ilham veriyor. Hayatın tüm karmaşasına rağmen devam ettiğini ve her kaybın bir hafifleme getirdiğini anlamak adına bu film çok değerli bir ders niteliğinde.
Entellektüel Özgürlük: Düşüncelerin, fiziksel kayıplar karşısındaki koruyucu gücü.
Orta Yaş ve Değişim: Yaşamın ikinci yarısında kimliği yeniden tanımlama süreci.
Yalnızlık: Toplumsal rollerin ötesinde kendi başına var olabilmenin huzuru.
Nesil Çatışması: Teorik radikalizm ile pratik yaşam tecrübesinin karşı karşıya gelmesi.
Bu filmin zarif ve düşündüren tonunu sevdiyseniz, Isabelle Huppert’in bir başka etkileyici performansı olan Elle (ancak çok daha sert bir tonda) veya yine bir kadının özgürleşme hikâyesini anlatan The Hours (Saatler) gibi yapımlara göz atabilirsiniz. Ayrıca yönetmenin bir önceki filmi olan Eden de benzer bir zaman algısı ve yaşam sorgulaması sunan başarılı bir dram örneğidir.
Yönetmen Mia Hansen-Løve, Nathalie karakterini kurgularken felsefe öğretmeni olan kendi annesinin hayatından esinlenmiştir.
Film boyunca Pascal, Rousseau ve Schopenhauer gibi filozofların metinlerine yapılan atıflar, hikâyenin felsefi alt yapısını güçlendirmek için özel olarak seçilmiştir.
Filmdeki kedinin (Pandora) varlığı, Nathalie’nin geçmişine bağlılığını ve değişim karşısındaki direncini simgeleyen önemli bir metafor olarak kullanılmıştır.
Hayır, felsefe filmde karmaşık terimlerle değil, karakterin olaylara karşı takındığı tavır ve yaşam biçimi üzerinden doğal bir şekilde işlenmektedir.
Film klasik anlamda toz pembe bir son sunmaz; ancak Nathalie’nin içsel huzura ve yeni bir özgürlük alanına kavuştuğu, umut verici ve gerçekçi bir noktada noktalanır.
Filmin orijinal Fransızca adı "L'Avenir"dir; bu kelime hem "gelecek" hem de "olacak olan" anlamlarını taşıyarak hikâyenin özündeki kabullenişi simgeler.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...