
Kenan, günlerini otoyol üzerindeki dar bir kulübenin içinde, araçlardan para alarak geçiren içine kapanık bir adamdır. Gişe Memuru Kenan için hayat, sadece ev ve gişe arasındaki o bitmek bilmeyen döngüden ibarettir. Sosyal hayattan kopuk, babasıyla olan çatışmalı ilişkisinin gölgesinde yaşayan kahramanımız, dış dünyadan kaçtıkça kendi iç dünyasındaki karmaşaya daha çok gömülür.
Filmin atmosferi, karakterin zihinsel durumunu yansıtacak şekilde daralır ve genişler. Kenan, yaşadığı baskıcı ortamdan kurtulmak için hayal dünyasına sığınır; ancak bu durum bir süre sonra gerçekle fantezi arasındaki çizginin bulanıklaşmasına neden olur. Gişe Memuru, izleyiciye "Hangisi gerçek, hangisi zihnin bir oyunu?" sorusunu sordururken, karakterin sessiz çığlığını ustalıkla ekrana yansıtır.
Serkan Ercan’ın muazzam performansıyla hayat bulan Gişe Memuru, sadece bir adamın hikayesi değil, aynı zamanda modern toplumun insanı nasıl bir "makineye" dönüştürdüğünün de sert bir eleştirisidir. Otoyolların ruhsuzluğu ve gişenin klostrofobik yapısı, bireyin sisteme sıkışmışlığını simgeler. Film, bu yönüyle hem psikolojik bir dram hem de derin bir sistem eleştirisi sunar.
Kenan’ın "Afar" denilen, kuş uçmaz kervan geçmez bir bölgeye tayin edilmesiyle hikaye bambaşka bir boyuta evrilir. Bu ıssızlık, onun zihnindeki fırtınaların daha da şiddetlenmesine yol açar. Gişe Memuru, finaline kadar koruduğu gizemli havası ve minimalist anlatımıyla, izleyiciyi bittiğinde bile uzun süre düşündürecek bir yolculuğa çıkarıyor.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...