
Ali (Tarık Akan), yıllarını denizlerde geçirmiş emekli bir gemi kaptanıdır. Eşiyle boşanmış, oğluyla bağları kopma noktasına gelmiş ve ciddi bir kalp rahatsızlığıyla boğuşmaktadır. Ali, acil bir kalp nakli beklerken hayatının son evresini en yakın dostları olan avukat Kasım (Rutkay Aziz) ve eski bir oyuncu olan Suat (Sümer Tilmaç) ile birlikte geçirir.
Bu üç eski dost, yaşlılığın getirdiği yalnızlık ve fiziksel zorluklarla baş etmeye çalışırken, bir yandan da geçmişin hatalarıyla yüzleşirler. Ali’nin oğlu Sinan (Okan Bayülgen) ile olan çatışmalı ilişkisi ve hayatına giren genç insanların enerjisi, filmin duygusal yükünü oluşturur. Gülüm, ölümün gölgesinde bile yaşamın ne kadar kıymetli olduğunu ve "erkek dünyasındaki" o sarsılmaz dostluğu anlatan bir hüzün güzellemesidir.
Film, Türk sinema tarihinin en zengin ve yetenekli kadrolarından birine sahiptir:
Tarık Akan (Ali): Karizmatik ama yorgun bir kaptanı, ölümü bekleyen bir adamın tevekkülünü muazzam bir sessizlikle canlandırıyor.
Rutkay Aziz (Kasım): Ali’nin en sadık dostu, hayatın rasyonel ve bilge tarafını temsil ediyor.
Sümer Tilmaç (Suat): Grubun neşesi ve duygusal yanı; Tilmaç’ın sempatik oyunculuğu filme renk katıyor.
Okan Bayülgen (Sinan): Babasına öfkeli ama bir o kadar da ona benzeyen oğul rolünde, dönemin gençlik enerjisini yansıtıyor.
Nebahat Çehre: Ali'nin eski eşi rolünde, zarafetiyle hikayeye dahil oluyor.
Genç Kadro: O dönem kariyerlerinin başında olan Okan Yalabık ve Engin Hepileri, Türk sinemasının geleceğine dair sinyalleri bu filmle vermişlerdi.
Devlerin Buluşması: Tarık Akan, Rutkay Aziz ve Sümer Tilmaç’ı aynı sofrada, derin bir dostluk hikayesinde izlemek paha biçilemez bir sinema deneyimi.
Hüzünlü ama Gerçek: Yaşlanma, hastalık ve yalnızlık gibi zor temaları ajitasyona kaçmadan, hayatın içinden bir doğallıkla işliyor.
Baba-Oğul Çatışması: Erkeklerin duygularını ifade etmedeki zorluklarını ve "geç kalınmış" sevgi gösterilerini çok dürüst bir şekilde anlatıyor.
Ertunç Şenkay’ın Görüntüleri: Görüntü yönetmeni Ertunç Şenkay’ın imzasını taşıyan kareler, İstanbul’un o dönemki melankolik havasını çok iyi yansıtıyor.
Sadakat: Zamanın ve hastalıkların eskitemediği dostluklar.
Hesaplaşma: Hayatın sonuna yaklaşıldığında "keşke"lerle ve geçmişteki kırgınlıklarla yüzleşme cesareti.
Yaşam Sevinci: Her şeye rağmen bir "gülüm" (bir anlık mutluluk) için çabalamanın önemi.
Film, özellikle Tarık Akan’ın olgunluk dönemi performanslarından biri olarak kabul edilir. Ziya Öztan, bu filmde toplumsal ve tarihi meselelerden ziyade insan ruhunun en mahrem ve kırılgan köşelerine odaklanmayı tercih etmiştir.
Toplam 1 adet

Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...