
Adana’nın yoksul mahallelerinden birinde yaşayan Yusuf, vaktinin neredeyse tamamını evlerinin çatısında beslediği güvercinleriyle geçirmektedir. Özellikle en sevdiği güvercini Maverdi ile kurduğu bağ, onun dış dünyadaki sert gerçeklerden kaçış yoludur. Yusuf için çatının kenarı, hayatın adaletsizliğinden, abisinin baskısından ve toplumun "erkeklik" beklentilerinden korunduğu güvenli bir sınırdır.
Ancak hayat, Yusuf'u bu korunaklı alanın dışına çıkmaya zorlar. İş bulma zorunluluğu ve mahalledeki sert yaşam koşulları, Yusuf'un naif dünyasını sarsmaya başlar. Dram filmleri kategorisinde yer alan yapım, bir gencin iç dünyasındaki saflık ile dışarıdaki dünyanın acımasızlığı arasındaki o keskin çatışmayı, güvercinler üzerinden kurulan güçlü bir metaforla işler.
Filmin başrolünde Yusuf karakterine hayat veren Kemal Burak Alper, karakterin o az konuşan, hassas ve kırılgan yapısını muazzam bir içtenlikle yansıtıyor. Alper, bu performansıyla pek çok festivalden "En İyi Erkek Oyuncu" ödülüyle dönmüştür.
Yusuf'un sert ve gerçekçi abisi rolünde izlediğimiz Ruhi Sarı, mahalle kültürünün ve hayat kavgasının getirdiği baskıcı figürü başarıyla canlandırır. Kadronun geri kalanında yer alan yerel oyuncular ve Adana’nın doğal dokusu, filmin "bizden biri" hissini ve gerçekçiliğini pekiştiren en önemli unsurlardır.
Banu Sıvacı, Güvercin ile Türk sinemasına taze ve şiirsel bir soluk getiriyor. Film, Adana’yı alışılagelmiş aksiyon veya komedi kalıplarının dışında; durgun, tozlu ve melankolik bir perspektiften sunuyor. Sinematografik olarak, gökyüzünün sonsuzluğu ile dar mahalle sokaklarının sıkışmışlığı arasındaki tezat çok iyi işlenmiş. Bağımsız sinema örneği olan yapım, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nde yapmış ve uluslararası alanda büyük övgü toplamıştır.
Karakter odaklı, yavaş tempolu ve görsel dili güçlü hikâyelerden hoşlananlar için bu film bir mücevher değerindedir. Eğer "büyüme sancıları", toplumsal baskı ve insanın tutkularına sığınması gibi temalar ilginizi çekiyorsa Yusuf'un hikâyesi sizi derinden etkileyecektir. Adana’nın o kendine has atmosferini bir de bu hüzünlü pencereden görmek isteyen her sinemasever izlemeli.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Kemal Burak Alper'in o sessiz ama çığlık atan oyunculuğudur. Film, büyük cümleler kurmadan; sadece bir kuşun kanat çırpışıyla veya bir gencin bakışıyla çok şey anlatabilmenin bir kanıtıdır. Ayrıca, Türkiye’deki "erkeklik" rollerine ve işçi sınıfı gençliğinin çıkmazlarına getirdiği naif eleştiri, filmi sadece bir kuşçu hikâyesi olmaktan çıkarıp toplumsal bir portreye dönüştürüyor.
Aidiyet ve Kaçış: Dış dünyaya ait hissedemeyen birinin kendi yarattığı evrene sığınması.
Büyüme Sancıları: Masumiyetin, hayatın zorunlulukları karşısında yavaş yavaş kaybedilmesi.
İnsan-Doğa Bağı: Hayvanlarla kurulan bağın, bazen insanlarla kurulan bağdan daha iyileştirici olması.
Toplumsal Baskı: Yoksulluk ve çevresel beklentilerin bireyin hayalleri üzerindeki ağırlığı.
Bu filmin yarattığı samimi ve hüzünlü atmosferi sevdiyseniz, yine bir kuş ve çocuk/genç bağını anlatan kült film Kes (Ken Loach) veya bir gencin içsel yolculuğuna odaklanan Babamın Kanatları gibi yapımları izleyebilirsiniz. Ayrıca yine bir "ilk film" başarısı olan Tepenin Ardı da ilginizi çekebilir.
Yönetmen Banu Sıvacı, senaryoyu yazarken kendi çevresindeki gözlemlerinden ve Adana’nın kuşçuluk kültüründen ilham almıştır.
Film, Sofia Film Festivali’nde "En İyi Yönetmen" ve Ankara Film Festivali’nde birçok önemli dalda ödül kazanmıştır.
Filmin çekimleri boyunca güvercinlerin doğallığını korumak için set ekibi son derece titiz çalışmıştır.
Çünkü güvercinler yargılamaz, beklentiye girmez ve Yusuf'a kendisi olma özgürlüğü tanır; oysa mahalledeki insanlar ondan sürekli "erkek gibi" davranmasını veya para kazanmasını bekler.
Güvercinler, Yusuf'un özgürlük arzusunu ve kırılgan ruhunu simgeler. Gökyüzünde süzülmeleri Yusuf'un hayallerini, kafese kapatılmaları ise Yusuf'un mahalledeki sıkışmışlığını temsil eder.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...