
On iki yaşındaki Veysel, ailesiyle birlikte Türkiye’deki köklerini geride bırakıp Avusturya’ya göç etmek zorunda kaldığında, kendisini sadece coğrafi olarak değil, duygusal olarak da bambaşka bir dünyada bulur. Viyana’nın gri binaları arasında yeni bir hayat kurmaya çalışan aile için bu süreç, ekonomik sıkıntıların ötesinde bir kimlik ve aidiyet savaşına dönüşür. Özellikle dil bariyeri ve kültürel yabancılaşma, küçük Veysel’in dünyasını daraltır; okuldaki başarısızlığı ve babasıyla olan çatışmaları onu iç dünyasına hapseder.
Veysel’in bu kasvetli atmosferdeki tek dayanağı, sınıf arkadaşı Ana’ya duyduğu çocuksu ama derin aşktır. Ana’ya olan hislerini ifade edebilmek, onun için sadece romantik bir hayal değil, aynı zamanda bu yeni topluma tutunma çabasıdır. Bir gün, hayatın sillesini yemiş komşusu Cem ile tanışması Veysel için dönüm noktası olur. Cem’in rehberliğinde Aşık Veysel’in dizelerinden güç alan genç çocuk, Ana’ya ulaşmak ve kendisini ifade edebilmek için cesaretini toplayacaktır. Ancak hayat, hayallerdeki kadar saf ve kolay sonuçlar sunmayacaktır.
Filmin kalbinde, Veysel karakterine hayat veren Abdulkadir Tuncer’in büyüleyici performansı yer alıyor. Genç oyuncu, dil bilmemenin getirdiği mahcubiyeti ve ilk aşkın yarattığı heyecanı yüzündeki en küçük mimikle bile izleyiciye geçirmeyi başarıyor. Veysel’in iç dünyasındaki fırtınaları sessizliğiyle anlatan Tuncer, filmin duygusal yükünü başarıyla sırtlıyor.
Veysel’in hayatına dokunan Cem karakterinde Selman Tezgör, yorgun bir göçmenin bilgeliğini ve hüznünü ustalıkla sergiliyor. Ailenin otoriter babası ve çaresiz annesi rollerindeki oyuncular ise, göçmen bir ailenin yaşadığı iç huzursuzluğu ve parçalanma eşiğini oldukça gerçekçi bir dille yansıtıyor. Ana karakteriyle karşımıza çıkan oyuncu, Veysel’in dünyasındaki "ulaşılmaz ışık" imgesini saflığıyla destekleyerek kadronun bütünlüğünü tamamlıyor.
Hüseyin Tabak’ın yönetmenliğini üstlendiği yapım, göçmenlik meselesine "büyük laflar" etmeden, küçük bir çocuğun göz hizasından bakmayı başaran çok özel bir dram çalışmasıdır. Film, Aşık Veysel’in felsefesini hikayenin odağına yerleştirerek, Anadolu’nun kadim bilgeliği ile modern Avrupa’nın mesafeli duruşunu harmanlıyor. Sinematografik açıdan Viyana’nın puslu sokaklarını bir karakter gibi kullanan yönetmen, izleyiciyi klostrofobik bir ev hayatı ile özgürlüğün simgesi olan parklar arasında mekik dokutuyor. Film, sadece bir entegrasyon öyküsü değil, aynı zamanda büyüme ve gerçeklerle yüzleşme sancılarını anlatan sarsıcı bir başyapıt.
Farklı kültürlerin çatışmasını, göçmen çocukların okul ve aile hayatında yaşadığı travmaları merak edenler için bu yapım bir zorunluluktur. Duygusal derinliği yüksek, şiirsel bir anlatıma sahip biyografi tadında karakter analizleri arayan sinemaseverler bu filmi kesinlikle izlemeli. Ayrıca bir aile filmi gibi görünse de yetişkinlerin dünyasındaki sert gerçekleri de barındırdığı için geniş bir izleyici kitlesine hitap etmektedir.
Bu film, bize dilin sadece kelimelerden ibaret olmadığını, asıl iletişimin duygular ve sanatla kurulduğunu hatırlatıyor. Aşık Veysel’in "Güzelliğin On Par’ Etmez" türküsünün bir çocuğun hayatında nasıl bir direniş marşına dönüştüğünü görmek eşsiz bir deneyim. Benzeri platform filmi seçenekleri arasından, samimiyeti ve ödüllü senaryosuyla sıyrılan yapım, izleyiciyi hem hüzünlendiriyor hem de insan ruhunun dayanıklılığına dair umut veriyor.
Göçmenlik ve Aidiyet: Yeni bir ülkede köksüz hissetme ve yer edinme çabası.
Dil Bariyeri: Kendini ifade edememenin yarattığı izolasyon ve sessiz çığlık.
İlk Aşk: Çocukluktan gençliğe geçişin en saf ve en yaralayıcı hali.
Kültürel Miras: Anadolu ozanlarının felsefesinin modern dünyadaki karşılığı.
Bu filmin yarattığı dokunaklı atmosferi sevdiyseniz, yine bir çocuğun göçmenlik deneyimini anlatan When I Saw You veya entegrasyon sorunlarını farklı bir perspektiften işleyen Almanya: Welcome to Germany filmlerini izleyebilirsiniz. Ayrıca, dil ve iletişim temasını merkeze alan Babamın Sesi de benzer bir duygu dünyası sunacaktır.
Film, Avusturya’nın Oscar adayı olarak seçilmiş ve katıldığı pek çok uluslararası festivalden, özellikle Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden "En İyi Film" ve "En İyi Senaryo" dahil birçok ödülle dönmüştür. Çekimlerin yapıldığı Viyana’daki sosyal konutlar, göçmenlerin yaşadığı gerçek mahallelerden seçilerek filmin gerçeklik algısı güçlendirilmiştir. Yönetmen Hüseyin Tabak, senaryoyu yazarken kendi göçmenlik geçmişinden ve Aşık Veysel’in evrensel hümanizminden esinlenmiştir.
Hayır, filmde ailenin kendi arasındaki diyaloglarda Türkçe, dış dünya ile kurulan temaslarda ise Almanca kullanılmaktadır; bu durum dil bariyerini izleyiciye bizzat yaşatır.
Hayır, film Aşık Veysel’in hayatını değil, onun şiirlerinin ve adının küçük bir göçmen çocuğun yaşamındaki ilham verici etkisini konu alan kurgusal bir dram eseridir.
Veysel, film boyunca tüm gücünü Ana’ya hislerini söyleyebilmek için toplar; ancak filmin finali bu itiraftan çok, Veysel’in bu süreçte yaşadığı içsel büyümeyi vurgular.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...