

Lanie Kerrigan

Pete

Jack

Cal Cooper

Andrea
Gwen

Deborah Connors

Dennis

Vin

Mark Laughlin
Life or Something Like It, hırslı ve başarılı bir haber muhabiri olan Lanie Kerrigan’ın mükemmel görünen hayatının bir kehanetle sarsılmasını konu alıyor. Lanie, parlak bir kariyere, yakışıklı bir nişanlıya ve lüks bir yaşama sahiptir; ta ki sokakta yaşayan ve geleceği bildiği iddia edilen bir evsizin kendisine sadece bir haftalık ömrü kaldığını söyleyene kadar. Başta bu durumu ciddiye almasa da, adamın diğer kehanetlerinin tek tek gerçekleşmesiyle Lanie, büyük bir panik ve varoluşsal bir krizin içine düşer.
Öleceği günü beklerken hayatını, seçimlerini ve gerçekten neyin önemli olduğunu sorgulamaya başlayan Lanie, bu süreçte çekişmeli bir ilişki içinde olduğu kameramanı Pete ile yakınlaşır. Film, izleyiciye "Eğer öleceğiniz günü bilseydiniz, geriye kalan vaktinizi nasıl değerlendirirdiniz?" sorusunu sorarken, kahramanımızın yapay dünyasından sıyrılıp gerçek mutluluğu arama serüvenini etkileyici bir dille anlatıyor.
Angelina Jolie, platin sarısı saçları ve iddialı tarzıyla Lanie Kerrigan rolünde, ekran önündeki kusursuz maskesinin ardındaki kırılgan kadını başarıyla portreliyor. Jolie’nin karakterindeki değişim, kariyer odaklı bir kadının duygusal uyanışını izleyiciye samimiyetle aktarıyor.
Edward Burns ise rahat tavırlı, işini seven ama hırslardan arınmış kameraman Pete rolünde harika bir zıtlık oluşturuyor. Jolie ile yakaladıkları ekran enerjisi, filmin romantik dokusunu güçlendiriyor. Ayrıca Tony Shalhoub, kehanetleri savuran "Peygamber" rolünde kısa ama filmin felsefi derinliğini sağlayan unutulmaz bir performans sergiliyor.
Yönetmen Stephen Herek, tipik bir romantik komedi kalıbıyla başlayan hikayeyi, hayatın anlamı üzerine düşündüren bir dramaya dönüştürmeyi başarıyor. Filmin temposu, Lanie’nin sayılı günleri azaldıkça artan gerilim ve duygusallıkla dengelenmiş. Anlatım dili oldukça akıcı ve izleyiciyi yormadan derin mevzulara temas ediyor. Görsel olarak 2000’lerin başındaki televizyon dünyasının parıltısını ve sokakların gerçekçiliğini iyi harmanlıyor.
Hayatın rutininden sıkılan, motivasyon arayan ve kendini keşif temalı filmleri sevenler için bu yapım oldukça tatmin edici olacaktır. Eğer "carpe diem" (gününü gün et) felsefesini hafif bir romantizmle birleştiren yapımlardan hoşlanıyorsanız, Life or Something Like It listelerinizde yer almalı. Ayrıca Angelina Jolie hayranları için oyuncunun farklı bir tarzını görmek adına keyifli bir seçenek.
Bu film, sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda modern insanın "başarı" illüzyonuna karşı bir başkaldırı öyküsüdür. İzleyiciye ertelediği hayalleri, söyleyemediği sözleri ve aslında ne kadar şanslı olduğunu hatırlatıyor. Mizah ve hüznün iç içe geçtiği yapısı, filmi ağır bir dram olmaktan çıkarıp izledikten sonra insanda yaşama isteği uyandıran bir "kendini iyi hisset" filmine dönüştürüyor.
Anı Yaşamak: Gelecek kaygısı ve geçmiş pişmanlıklar yerine şimdiki zamanın değerini anlamak.
Sahicilik: Toplumun dayattığı başarı kriterlerinden sıyrılıp kendi öz benliğini bulmak.
Kader ve Özgür İrade: Kaderin yazılı olup olmadığı ve insanın kendi seçimleriyle hayatını değiştirip değiştiremeyeceği.
Bu filmin temasına yakın olan ve benzer duyguları hissettiren diğer yapımlar:
Kasımda Aşk Başkadır (Sweet November): Hayata bakış açısını değiştiren bir aşkın hikayesini anlatan duygusal bir romantik dram.
Ölmeden Önce (The Bucket List): Hayatın son demlerinde nelerin gerçekten önemli olduğunu keşfeden iki adamın öyküsü.
Stranger Than Fiction: Kendi hayatının gidişatını bir dış sesten duymaya başlayan bir adamın varoluş mücadelesi.
Filmin çekimleri sırasında Angelina Jolie, karakterinin platin sarısı saçları ve Marilyn Monroe esintili imajı için uzun süre hazırlık yapmıştır. Filmdeki haber merkezi sahneleri gerçekçiliği artırmak adına profesyonel haber stüdyolarında çekilmiştir. Eleştirmenler o dönem filmi karışık yorumlarla karşılasa da, zamanla hayat üzerine verdiği pozitif mesajlarla bir klasik haline gelmiş ve izleyiciler tarafından çok sevilmiştir.
Film, izleyiciyi hem şaşırtan hem de umut aşılayan, karakterin içsel dönüşümünü tamamladığı anlamlı bir sona sahiptir.
Evet, Jolie rolü için o ikonik platin sarısı rengi tercih etmiş ve bu imaj filmin vizyona girdiği dönemde çok konuşulmuştur.
Film boyunca bu karakterin gizemi korunur; ancak onun söyledikleri, Lanie’nin hayatını değiştirmesi için bir katalizör görevi görür.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...