

Nasuhi

Selim

Olga
Kaan

-

-

-

-
-

Melike
Herkes Kendi Evinde, modern bir Türkiye portresi ile geçmişin silinmeyen izlerini harmanlayan, Semih Kaplanoğlu imzalı derinlikli bir yol hikâyesidir. Filmin merkezinde, anne ve babasını trajik bir şekilde kaybettikten sonra bu topraklara dair tüm umudunu yitiren Selim yer alır. Selim’in tek hayali, kazandığı yeşil kart ile Amerika’ya gidip kendine yeni ve steril bir hayat kurmaktır. Bu gidişin biletini almak içinse elinde kalan son bağ olan, ailesinden miras zeytinliği satmak zorundadır.
Ancak Selim’in planları, 58 yıldır Rusya’da yaşayan ve köklerine geri dönmek isteyen büyükbabası Nasuhi’nin ansızın gelişiyle altüst olur. Nasuhi, hayatının son demlerini çocukluğunun geçtiği o zeytinliğin huzurunda geçirmek istemektedir. Biri gitmek için her şeyi yıkmaya çalışan, diğeri ise kalmak için son bir sığınak arayan bu iki adamın hikâyesi, Ege’nin rüzgarlı kıyılarında kesişir. Film, mülkiyetin ötesinde "ev" dediğimiz yerin neresi olduğunu ustalıkla tartışmaya açar.
Filmin başrollerinde Türk sinemasının usta isimlerinden Erol Keskin ve genç yetenek Tolga Tekin yer alıyor. Erol Keskin, Nasuhi karakterindeki bilge ama yorgun duruşuyla izleyiciyi derinden etkileyen bir performans sergiliyor. Bakışlarındaki hasret ve toprağa olan sadakati, karakterin 58 yıllık gurbet hikâyesini kelimelere dökmeden anlatmasına yetiyor.
Tolga Tekin ise Selim rolünde, modern dünyanın kıskacında sıkışmış, aidiyet duygusunu yitirmiş genç neslin huzursuzluğunu başarıyla yansıtıyor. İkilinin arasındaki kuşak çatışması, filmin editoryal gücünü besleyen en temel damar. Ayrıca kadroda yer alan Devrim Yakut ve diğer yardımcı oyuncular, hikâyenin geçtiği yerel dokuyu ve kasaba hayatının o durağan ama meraklı yapısını tamamlayan birer parça olarak karşımıza çıkıyor.
Semih Kaplanoğlu’nun ilk uzun metrajlı filmi olan bu yapım, yönetmenin sonraki yıllarda kuracağı görsel dilin ve felsefi arayışın öncüsü niteliğindedir. Filmde tempo, zeytin ağaçlarının büyümesi kadar sabırlı ve doğaldır. Yönetmen, Türkiye’nin o dönemki sosyal yapısını, Amerika rüyasını ve göç olgusunu sessiz karelerle analiz eder. Duygusal etkisi ise bir tokat gibi değil, ağır ağır yayılan bir sızı gibidir; izleyiciyi kendi köklerini sorgulamaya davet eder.
Sanat sinemasından hoşlanan, hikâyenin alt metinlerini okumayı seven ve "vatan nedir?" sorusu üzerine kafa yoran izleyiciler bu yapımı kaçırmamalı. Özellikle Türk draması meraklıları ve Semih Kaplanoğlu sinemasına ilgi duyanlar için bu film, yönetmenin kariyerindeki o önemli başlangıç noktasını görmek adına eşsiz bir fırsattır.
Bu film, sadece bir aile dramı değil, aynı zamanda Türkiye'nin modernleşme sancılarını ve gelenekle gelecek arasındaki o ince çizgiyi temsil ediyor. Zeytinlik sahnelerindeki sinematografik başarı, toprağın kutsallığını ve insanın doğayla olan kopmaz bağını en saf haliyle sunuyor. Amerika’nın "yeni dünya" vaadi ile Anadolu’nun "kadim" huzuru arasındaki tezatlık, filmi izlenmesi gereken zamansız bir eser kılıyor.
Aidiyet ve Vatan: Bir yere ait olmanın sadece orada doğmakla değil, oraya kök salmakla ilgili olduğu.
Kuşak Çatışması: Geçmişin değerlerine tutunmaya çalışan yaşlılar ile gelecekten kaçmaya çalışan gençlerin karşıtlığı.
Zaman ve Hafıza: Uzun yıllar süren sürgünün ardından hatırlanan anıların gücü.
Gelecek Kaygısı: Yeşil kart ve yurt dışı hayali üzerinden işlenen modern zaman yalnızlığı.
Eğer bu filmin dingin ve sorgulayıcı dilini sevdiyseniz, Nuri Bilge Ceylan’ın Kasaba veya Semih Kaplanoğlu’nun ünlü "Yumurta, Süt, Bal" üçlemesinden biri olan Bal filmini izleyebilirsiniz. Bu yapımlar da benzer şekilde taşra ve aidiyet temalarını merkezine alan ödüllü eserlerdir.
Film, çekildiği yıl olan 2001'de Ankara Film Festivali ve İstanbul Film Festivali dahil olmak üzere pek çok platformdan "En İyi Film" ve "En İyi Erkek Oyuncu" gibi önemli ödüllerle dönmüştür. Çekimlerin yapıldığı zeytinliklerin atmosferi için doğal ışık kullanımı tercih edilmiş, bu da filme belgesel tadında bir gerçekçilik katmıştır. Erol Keskin’in bu filmdeki performansı, Türk sinema tarihinin en unutulmaz yaşlı karakter temsillerinden biri olarak kabul edilir.
Film, kurgusal bir senaryodur ancak 20. yüzyılın siyasi karmaşasında vatanından kopan binlerce insanın yaşadığı ortak trajedilerden beslenmektedir.
Bu isim, her karakterin kendi ruhsal evini ve ait olduğu yeri arayışına bir göndermedir; kimisi için ev topraktır, kimisi içinse gitmek istediği bir hayaldir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...