
Frank Goode, hayatını çocukları için teller kaplayarak (kelimenin tam anlamıyla) geçirmiş emekli bir babadır. Eşinin vefatından sonra, çocuklarıyla olan bağının aslında sadece eşi üzerinden yürüdüğünü fark eder. Everybody's Fine, bir babanın çocuklarını bir araya getirme çabasını ve modern aile yapısındaki o görünmez mesafeleri odağına alıyor. Film, "Her şey yolunda" demenin bazen en büyük yalan olabileceğini bizlere hatırlatıyor.
Robert De Niro’nun ustalıklı oyunculuğuyla hayat bulan Frank karakteri, çocuklarını ziyaret etmek için trenle yola koyulur. Ancak bu sadece fiziksel bir seyahat değildir; Everybody's Fine aynı zamanda bir babanın çocuklarının gerçek hayatlarıyla tanışma serüvenidir. Çocuklar, babalarını hayal kırıklığına uğratmamak için hayatlarını "mükemmel" göstermeye çalışırken, Frank her durakta gerçeklerin üzerindeki örtüyü biraz daha aralar.
Film, dram türünün en saf hallerinden birini sunarken, izleyiciyi kendi aile ilişkilerini sorgulamaya itiyor. Everybody's Fine, iletişimsizliğin ve "mutlu görünme" zorunluluğunun bireyler üzerindeki yükünü naif bir dille anlatıyor. Kirk Jones’un yönetmenliğindeki yapım, hikaye ilerledikçe izleyiciye şu soruyu sorduruyor: Bir ebeveyn için çocuklarının başarısı mı daha önemlidir, yoksa onların sadece mutlu ve dürüst olmaları mı?
Final sahnelerine doğru evrilen süreçte, Everybody's Fine izleyicinin kalbine dokunan o meşhur akşam yemeği sahneleriyle zirve yapıyor. Spoiler vermeden söyleyebiliriz ki; film, kusurlu olmanın ve dürüstlüğün, kusursuz görünmeye çalışan bir yalandan çok daha değerli olduğunu vurguluyor. Eğer bugünlerde iç ısıtan ama bir o kadar da düşündüren bir film arıyorsanız, bu yapım tam size göre.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...