

Dina

Jacob

Leo Zhukovsky

Edvard, Dina's Father

Hjertrud, Dina's Mother
Little Dina

Tomas

Anders

Niels

Mistress Karen
1860'ların Norveç'inde geçen hikâye, Dina adında küçük bir kızın, annesinin trajik ölümüne istemeden sebep olmasıyla başlar. Bu korkunç kaza, Dina'nın babası tarafından dışlanmasına ve derin bir sessizliğe gömülmesine neden olur. Ancak Dina, sessizliğini müzikle, atlarla ve doğayla olan vahşi bağıyla bozar. Yıllar geçip genç bir kadın olduğunda, babasının arkadaşı olan yaşlı Jacob ile evlendirilir; fakat Dina ne bir eş ne de bir ev kadını olmayı kabul edecek bir ruha sahiptir.
Dina, hayatına giren erkekler için hem bir büyü hem de bir yıkım getirir. Kendi kurallarını koyan, arzularının peşinden korkusuzca giden ve toplumun ahlak kalıplarını hiçe sayan bu kadın, yaşadığı coğrafyanın sertliğiyle adeta bütünleşmiştir. Herbjørg Wassmo’nun "Dina'nın Kitabı" adlı romanından uyarlanan bu dram, bir kadının yas, suçluluk ve tutku arasında mekik dokuyan sarsıcı varoluş mücadelesini editoryal bir derinlikle işliyor.
Filmin kalbinde, Dina karakterine hayat veren Maria Bonnevie yer alıyor. Bonnevie, karakterin vahşi enerjisini, kırılganlığını ve sınır tanımaz tutkusunu öylesine devasa bir performansla sergiliyor ki, izleyicinin ondan etkilenmemesi imkansız hale geliyor. Dina’nın her bir bakışında, çocukluğundaki o büyük kaybın ve özgürlüğe olan açlığın izleri okunuyor.
Jacob rolünde izlediğimiz efsanevi aktör Gérard Depardieu, Dina’nın karmaşası karşısında hem şaşkın hem de ona hayran yaşlı adam portresini büyük bir ustalıkla çiziyor. Ayrıca Christopher Eccleston, Dina’nın hayatındaki gizemli ve çekici bir figür olarak hikâyeye farklı bir tansiyon katıyor. Bu uluslararası kadro, yapımı İskandinav sinemasının en görkemli platform filmi örneklerinden biri haline getiriyor.
Yönetmen Ole Bornedal, I am Dina ile görsel açıdan büyüleyici, yer yer gotik unsurlar barındıran epik bir atmosfer yaratmış. Norveç’in fiyortları, hırçın denizi ve uçsuz bucaksız karlı manzaraları, Dina’nın iç dünyasındaki fırtınaların bir dışavurumu olarak kullanılmış. Film, sadece bir dönem hikâyesi değil; aynı zamanda travmaların bir insanı nasıl canavarlaştırabileceğini ya da nasıl bir "doğa gücüne" dönüştürebileceğini sorgulayan bir sanat filmi. Müzik kullanımı ve sinematografik tercihler, izleyiciyi 19. yüzyılın o ilkel ve sert dokusuna başarıyla hapsediyor.
Güçlü, aykırı ve başına buyruk kadın karakterlerin merkezde olduğu hikâyeleri sevenler ile İskandinav edebiyatı ve sinemasına ilgi duyan her sinemasever bu filmi mutlaka izlemeli. Eğer tutku, intikam ve kader temalarının harmanlandığı, görselliğiyle büyüleyen sarsıcı bir dram arıyorsanız, I am Dina sizin için unutulmaz bir deneyim olacaktır.
Bu film, toplumsal normlara sığmayan bir kadının, kendisine dayatılan her şeyi nasıl yıktığını ve kendi trajedisinden nasıl bir güç yarattığını gösterdiği için izlenmeli. Maria Bonnevie’nin kariyer zirvesi olan performansı ve filmin şiirsel anlatımı, onu klasik dönem filmlerinden ayırıyor. Doğanın vahşiliği ile insan ruhunun vahşiliğinin bu denli uyumlu işlendiği nadir yapımlardan biri olması, filmi izlemek için en büyük sebeplerden biri.
Suçluluk ve Travma: Çocuklukta yaşanan bir kazanın tüm bir ömre ve kişiliğe olan etkisi.
Kadın Özgürlüğü: 19. yüzyılın kısıtlayıcı toplumunda bir kadının kendi arzularını her şeyin üstünde tutması.
Tutku ve Yıkım: Aşkın ve arzunun bazen iyileştirmek yerine yok edici bir güce dönüşmesi.
Doğa ile Bütünleşme: İnsanın içsel vahşiliği ile yaşadığı coğrafyanın sertliği arasındaki bağ.
Eğer bu filmin yarattığı o sert ve tutkulu atmosferi sevdiyseniz, yine bir kadının özgürlük ve aşk mücadelesini anlatan The Piano (Piyano) veya Jane Eyre uyarlamaları ilginizi çekebilir. Ayrıca İskandinav sinemasının o hüzünlü dokusunu daha yakından tanımak isterseniz Breaking the Waves (Dalgaları Aşmak) gibi sarsıcı festival filmleri de listenizde yer almalı.
Film, Norveçli yazar Herbjørg Wassmo’nun dünya çapında çok satan "Dina'nın Kitabı" (Dinas Bok) isimli romanından sinemaya uyarlanmıştır.
Çekimler Norveç'in kuzeyindeki muhteşem doğa manzaralarında gerçekleştirilmiş ve o dönemin atmosferini yansıtmak için büyük bütçeli setler kurulmuştur.
Maria Bonnevie, bu rolüyle Montreal Dünya Film Festivali'nde "En İyi Kadın Oyuncu" ödülünü kazanarak uluslararası alanda büyük ses getirmiştir.
Küçük yaşta annesinin ölümüne sebep olduğu için yaşadığı şok ve babasının ona karşı takındığı suçlayıcı tavır, Dina'nın uzun süre dış dünya ile iletişimini kesmesine ve müziğe sığınmasına neden olmuştur.
Evet, film içerdiği cesur tutku sahneleri, şiddet ve trajik unsurlar nedeniyle yetişkin izleyici kitlesine hitap eden bir yapım olarak değerlendirilmektedir.
Dina için çello çalmak, kelimelerle ifade edemediği tüm öfkesini, acısını ve tutkusunu dışarı vurma biçimidir; bu yüzden müzik filmde bir karakter kadar önemli bir yere sahiptir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...