
Dram

-

-

-

-

-

-

-

-
-
-
İdea, Tayfun Pirselimoğlu’nun kendine has, puslu ve gizemli sinema evreninin en yeni halkası olarak izleyiciyi selamlıyor. Hikâye, sıradan görünen ancak iç dünyasında derin boşluklar taşıyan bir adamın, sahafta tesadüfen eline geçen ve üzerinde sadece "İdea" yazan tuhaf bir kitabın peşine düşmesiyle başlıyor. Bu kitap, sadece yazılı bir metin değil; aynı zamanda bir şehri, bir ideolojiyi ve kahramanın kendi kimliğini sorgulatan bir labirentin anahtarıdır.
Kahramanımız, kitabın yazarını ve sakladığı sırrı ararken, sahil kasabalarından terk edilmiş binalara, tuhaf karakterlerle dolu sokaklardan rüyaların sınırına kadar uzanan bir keşfe çıkar. Ancak her adımda gerçeklik biraz daha bulanıklaşır. Şehirde yayılan tuhaf bir salgın veya toplumsal bir huzursuzluk, kahramanın bireysel arayışıyla birleşir. İdea, bir nesnenin peşindeki fiziksel bir takipten ziyade, bir kavramın ve varoluşun özüne yapılan metafiziksel bir yolculuğu anlatıyor.
Filmin başrolünde, Pirselimoğlu sinemasının o karakteristik "az konuşan, çok düşünen" karakter yapısına kusursuz uyum sağlayan Erdem Şenocak yer alıyor. Şenocak, karakterin içsel karmaşasını ve arayışındaki tekinsizliği durağan ama etkileyici bir performansla sergiliyor. Ona, gizemli bir kadın figürü olarak eşlik eden Rıza Akın (arşiv görüntüler veya benzeri bir hatırlatma ile) ve yerli sinemanın güçlü isimlerinden Ercan Kesal eşlik ediyor.
Kadronun geri kalanında, yönetmenin önceki filmlerinden aşina olduğumuz karakteristik yüzler yer alıyor. Her bir oyuncu, bireysel performansından ziyade, Pirselimoğlu’nun kurduğu o devasa ve kasvetli tablonun birer fırça darbesi gibi görev yapıyor. Performanslar, abartıdan uzak ve filmin melankolik tonuyla tam bir uyum içinde.
Tayfun Pirselimoğlu, İdea ile kendi sinematografik dilini daha da rafine bir hale getiriyor. Film, yönetmenin edebi kimliğiyle sinemacı kimliğinin en güçlü kesişim noktalarından biri. Siyah-beyaza yakın, düşük doygunluktaki renk paleti ve uzun plan sekanslar, izleyiciyi adeta bir hipnozun içine çekiyor. Yönetmen, günümüz dünyasının çıkmazlarını, kimliksizleşmeyi ve "fikirlerin" (idea) mülkiyetini, bir polisiye estetiğiyle ama felsefi bir derinlikle ele alıyor. 2025 yılının en önemli yerli film örneklerinden biri olan yapım, temposuyla sabır, içeriğiyle ise derin bir dikkat gerektiriyor.
Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz veya Tarkovski sinemasına ilgi duyan, "auteur" yönetmenlerin dünyasında kaybolmayı seven izleyiciler bu filmi kaçırmamalı. Sanat filmi tutkunları ve sinemada hikâyeden ziyade atmosfer ve alt metin arayanlar için İdea, zengin bir malzeme sunuyor. Şehrin yalnızlığını ve felsefi bulmacaları seven sinefiller için yılın en iyi tercihlerinden biri.
Film, Türkiye sinemasında eşine az rastlanır bir distopik gerçekçilik ve absürtlük dengesi kuruyor. Sadece bir hikâye anlatmıyor; izleyiciye bir ruh hali vaat ediyor. Bir kitabın peşindeki gizem, aslında hepimizin içindeki "gerçeklik nerede başlıyor?" sorusuna bir yanıt arıyor. Pirselimoğlu’nun estetik anlayışı, her karesini bir fotoğraf karesi gibi izlemeye değer kılıyor.
Arayış ve Labirent: Bir nesne üzerinden kendi benliğini bulma çabası.
Gerçeklik Algısı: Görünenin ardındaki gerçek mi, yoksa zihindeki "idea" mı daha gerçektir?
Yabancılaşma: Modern insanın şehre, topluma ve kendine yabancı kalması.
Metinlerarasılık: Kitaplar, yazarlar ve fikirlerin birer hayalet gibi karakterleri takip etmesi.
Eğer Pirselimoğlu’nun bu puslu dünyasını sevdiyseniz, yönetmenin önceki filmleri olan Kerr ve Yol Kenarı mutlaka listenizde olmalı. Ayrıca atmosferik benzerlikler taşıyan Theo Angelopoulos yapımları veya felsefi derinliğiyle dikkat çeken Burning gibi filmler de ilginizi çekebilir.
Film, yönetmen Tayfun Pirselimoğlu’nun aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmıştır.
Çekimler, yönetmenin diğer filmlerinde olduğu gibi kendine has dokusu olan Ege kasabalarında ve İstanbul’un az bilinen kuytu köşelerinde yapılmıştır.
İdea, dünya prömiyerini önemli bir uluslararası film festivalinde yaparak eleştirmenlerden tam not almıştır.
Tayfun Pirselimoğlu sinemasında sonlar genelde kesin bir cevap vermez; filmin sonu, karakterin döngüsel yolculuğunun bir parçasıdır ve "idea"nın ulaşılamazlığını simgeler.
Resmi olarak bir üçleme ilan edilmese de, tema ve atmosfer bakımından yönetmenin "Kerr" ve "Yol Kenarı" filmleriyle akrabalık taşımaktadır.
Yönetmen, hikâyeyi sözcükler yerine görüntüler, sesler ve sessizlikler üzerinden anlatmayı tercih ederek izleyicinin kendi yorumunu yapmasını hedeflemektedir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...