
Inabitável, izleyiciyi Brezilya’nın toplumsal fay hatlarının tam ortasına, bir annenin dinmek bilmeyen arayışına davet ediyor. Ana karakter Marilene, günlerdir haber alamadığı kızı Roberta’yı bulmak için sokak sokak, kapı kapı gezmektedir. Ancak bu sadece bir kayıp vakası değildir; Roberta trans bir kadındır ve bu kimliği, onu toplumun gözünde "görünmez" ya da "vazgeçilebilir" kılan bir şiddet sarmalının hedefi haline getirmiştir.
Film, Marilene’in kızının izini sürerken karşılaştığı bürokratik engelleri, toplumsal kayıtsızlığı ve her köşe başında pusuya yatmış olan nefreti editoryal bir dille işliyor. Zamanın daraldığı hissiyle kavrulan anne, kızının hayatına dair parçaları birleştirirken aslında Brezilya’daki trans topluluğunun maruz kaldığı sistemik şiddetin dehşet verici boyutlarıyla yüzleşiyor. Umut ile kabus arasındaki o ince çizgide yürüyen yapım, izleyiciyi soluksuz bırakan bir belirsizliğe hapsediyor.
Filmin kalbinde Marilene karakterine hayat veren Luciana Souza’nın devleşen performansı yer alıyor. Souza, bir annenin içindeki fırtınayı, dışarıya vurduğu sessiz metaneti ve gözlerindeki derin kederi o kadar gerçekçi aktarıyor ki, izleyicinin onunla empati kurmaması imkânsız hale geliyor. Oyuncunun her adımı, kaybın ağırlığını iliklerinize kadar hissettiriyor.
Yardımcı oyuncu kadrosu, hikâyenin geçtiği çevredeki toplumsal dokuyu yansıtmakta oldukça başarılı. Özellikle Marilene’in karşısına çıkan karakterlerin sergilediği mesafeli duruş veya gizli dayanışma anları, sinema dilinin sunduğu tüm duygusal spektrumu başarıyla tamamlıyor.
Yönetmenler Enock Carvalho ve Matheus Farias, bu kısa film çalışmasında bilimkurgu unsurlarını toplumsal gerçekçilikle harmanlayarak oldukça özgün bir tür deneyi ortaya koymuşlar. Filmin adı olan "Yaşanılamaz" (Inabitável), hem dünyanın trans bireyler için güvenli olmayan doğasına hem de bir evladını kaybeden annenin içinde bulunduğu ruh haline bir gönderme yapıyor. Görsel dilin soğukluğu ve kullanılan metaforlar, anlatımı sıradan bir dramın çok ötesine taşıyor.
LGBTİ+ hakları, toplumsal adalet ve insan hakları temalı yapımlara ilgi duyanlar için bu film mutlaka izlenmesi gereken bir eser. Özellikle festival filmi estetiğini seven ve Brezilya sinemasının sert ama şiirsel anlatım tarzına aşina olan sinemaseverler, bu kısa metrajlı dramda aradıkları derinliği bulacaklardır.
Bu yapım, istatistiklerin ötesine geçerek nefret suçlarının ardındaki insani yıkımı gösteriyor. Filmi benzerlerinden ayıran en güçlü yönü, hikâyeyi bir kurbanlaştırma üzerinden değil, bir annenin onurlu ve kararlı direnişi üzerinden anlatmasıdır. Ayrıca filmin sonlarına doğru evrilen o tekinsiz ve neredeyse doğaüstü atmosfer, izleyiciye alışılagelmişin dışında bir final sunuyor.
Anne Sevgisi: Her türlü engele ve toplumsal baskıya rağmen vazgeçilmeyen o kadim bağ.
Transfobi ve Şiddet: Toplumun dışladığı bireylerin maruz kaldığı sistematik baskı.
Adalet Arayışı: Görünmez kılınan bir trajedinin peşinde, sesini duyurmaya çalışan bir kadının mücadelesi.
Eğer bu filmin yarattığı atmosfer ve toplumsal eleştiri ilginizi çektiyse, yine Brezilya’daki sınıfsal ve cinsel kimlik çatışmalarını işleyen Bacurau veya bir trans kadının hayat mücadelesini anlatan Oscar ödüllü A Fantastic Woman (Muhteşem Kadın) filmlerini mutlaka izlemelisiniz.
Film, prömiyerini yaptığı birçok uluslararası festivalde ödüllerle dönmüş ve Brezilya'daki trans cinayetlerine dikkat çekmek için önemli bir araç haline gelmiştir. Çekimlerin yapıldığı Recife şehrinin mimarisi, hikâyenin klostrofobik etkisini artırmak için özel olarak kullanılmıştır. Filmin sonundaki bilimkurgusal dokunuş, aslında gerçek dünyadaki acıdan bir kaçış veya başka bir varoluş seviyesine geçişin simgesi olarak yorumlanmaktadır.
Portekizce bir kelime olan Inabitável, "Yaşanılamaz" anlamına gelmektedir; hem fiziksel mekanların hem de bu tür şiddetin olduğu bir dünyanın yaşanılamazlığını temsil eder.
Karakterler kurgusal olsa da film, Brezilya'nın dünyada trans bireyler için en ölümcül ülkelerden biri olduğu gerçeğine ve yaşanan gerçek nefret suçlarına dayanmaktadır.
Yönetmenler, gerçekliğin bazen o kadar ağır olduğunu ve ancak metaforik veya doğaüstü öğelerle anlatılabileceğini düşündükleri için bu yöntemi tercih etmişlerdir.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...