

Heda

Cemile

Selime

Hala

Adil

Abdülkadir

Nazif

Defne

İbrahim

Delal
Film, büyük bir umutla beklenen bir kavuşma anının nasıl ömür boyu sürecek bir yas dönemine dönüştüğünü anlatıyor. Ailenin tek oğlu Celil’in askerden dönüşü bayram havasında kutlanırken, gidilen bir aile pikniğinde her şey altüst olur. Celil’in ablası Delal, kardeşi ile komşu kızı Heda’nın birbirlerinden etkilendiğini fark eder ve onlara zaman tanımak için biraz uzaklaşmalarına önayak olur. Ancak gençlerin bastığı bir mayın, sadece onları değil, ailenin tüm geleceğini havaya uçurur.
Bu trajedinin ardından Delal, kardeşinin ölümüne sebep olduğu düşüncesiyle (vicdan azabıyla) intihar eder. Aradan yedi yıl geçer; hikâye artık Celil'in diğer kardeşi olan küçük Heda'nın üzerindedir. Heda, ölen ablasının kocası Nazif ile evlendirilmiş, ablasının çocuğuna annelik yapmakta ve şimdi kendi bebeğini beklemektedir. Ancak evdeki hüzün ve Nazif’in ilgisizliği, bir başka trajedinin kapısını aralamaktadır.
Filmin duygusal ağırlığını omuzlayan kadro, karakterlerin yaşadığı derin sessizliği ve acıyı çok iyi yansıtıyor:
Özgü Namal (Heda): Ablasının yerine gelin giden, geçmişin gölgesinde kendi hayatını kurmaya çalışan Heda rolünde, minimalist ama çok etkili bir performans sergiliyor.
Turgay Tanülkü: Bölgenin ağırlığını ve baba figürünün çaresizliğini her zamanki usta oyunculuğuyla pekiştiriyor.
Derya Alabora: Evin annesi Cemile rolünde, kimsenin fark etmediği ama içten içe büyüyen bir cinnet halini, sessiz çığlıklarla canlandırıyor.
Barış Çakmak (Nazif): Karısına karşı soğuk, sevgilisine sığınan ve aile içindeki gerilimi artıran baba karakterini başarıyla sunuyor.
Yönetmen Selda Çiçek'in imzasını taşıyan film, ismini "bir incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden" çıkan ama hayatları paramparça eden olaylardan alıyor. 2009 yapımı film, bölgedeki mayın gerçeğini politik bir söylemden ziyade, bir ailenin yok oluşu üzerinden, insani ve vicdani bir boyutta işliyor. Sinematografik açıdan bölgenin sarı ve kurak atmosferi, karakterlerin iç dünyasındaki çoraklığı tamamlıyor. Film, kadının toplumdaki "ikame" edilebilirliğini (ablası ölünce yerine kardeşi geçer) sert bir dille eleştiriyor.
Toplumsal gerçekçi dramları, kadın hikâyelerini ve coğrafyanın insan kaderi üzerindeki etkisini konu alan yapımları sevenler bu filmi izlemeli. Eğer Güneşe Yolculuk veya Babamın Kanatları gibi filmlerin yarattığı o gerçekçi ve hüzünlü atmosferden etkileniyorsanız, İncir Çekirdeği sizin için hafızalarda yer edecek bir platform filmi olacaktır.
Bu filmi izlemek için en büyük sebep, Özgü Namal’ın canlandırdığı Heda ve annesinin yaşadığı o "görünmez" acıya tanıklık etmektir. Film, sadece bir mayın patlamasını değil, o patlamadan yedi yıl sonra bile ruhlarda devam eden sarsıntıları anlatıyor. "Kader" diye adlandırılan pek çok durumun aslında toplumsal baskıların ve hataların sonucu olduğunu çarpıcı bir dille yüzümüze vuruyor.
Vicdan Azabı ve Suçluluk: Delal’in bir iyilik yapmak isterken felakete sebep olması.
Kadının Sessizliği: Ablasının yerine "gelin" edilen ve duyguları yok sayılan Heda’nın dramı.
Mayın Gerçeği: Sınır bölgelerinde yaşamın tam ortasında duran ölümcül tehlike.
Kuşaklararası Yas: Bir ölümün üzerinden yıllar geçse de ailenin her bireyini farklı bir şekilde çürütmesi.
İncir Çekirdeği'nin yarattığı o ağır ve gerçekçi havayı sevdiyseniz; Güz Sancısı, Mutluluk (yine Özgü Namal performansı için) veya bir başka töre/aile dramı olan Saklı Yüzler filmlerine göz atabilirsiniz.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...