
Dram
İsa, Musa, Meryem, Faruk ve Ayşe Kulin’in kaleminden çıkan, toplumsal değişimleri bireysel hikâyeler üzerinden okuyan son derece derinlikli bir dramdır. Film, isimleri dini sembollerle bezeli üç ana karakterin; İsa, Musa ve Meryem’in çocukluktan yetişkinliğe uzanan, zaman zaman kopan zaman zaman ise kördüğüm olan bağlarını odağına alır. Büyük şehrin acımasız çarkları arasında hayata tutunmaya çalışan bu üç figür, kendi kaderlerini çizerken aslında toplumun o dönemki ahlaki ve ekonomik dönüşümünü de temsil ederler.
Meryem’in güzelliği ve masumiyeti etrafında dönen rekabet, kıskançlık ve koruma içgüdüsü; İsa ve Musa’nın karakter gelişiminde belirleyici rol oynar. Biri daha hırslı ve düzenin kurallarına göre oynamayı seçerken, diğeri daha idealist ve vicdani bir yol izler. Ancak hayatın gerçekleri, onları hiç beklemedikleri etik ikilemlerle karşı karşıya bırakır. Film, bir dostluğun parçalanışını ve masumiyetin nasıl yitirildiğini etkileyici, yer yer de karanlık bir atmosferle beyazperdeye yansıtır.
Filmin başrolünde yer alan Tarık Akan, İsa karakterine hayat verirken kariyerinin olgunluk dönemindeki o karakteristik ve sakin oyunculuğunu sergiler. Karakterin içsel çatışmalarını ve adaletsizlik karşısındaki duruşunu büyük bir ustalıkla yansıtır. Tarık Akan’ın varlığı, filme hem ciddi bir ağırlık hem de entelektüel bir derinlik katar.
Musa rolünde izlediğimiz Meral Konrat, hikâyenin kırılma noktasını oluşturan Meryem karakteriyle ekranda devleşir. Masumiyetin ve trajedinin simgesi olan bu rolde, izleyicinin empati kurmasını sağlayan son derece içten bir performans sunar. Yan rollerde yer alan deneyimli isimler ise, 80’li yılların sonundaki toplumsal değişimi simgeleyen "yeni zenginler" ve "kaybedenler" tiplemelerini başarıyla canlandırarak hikâyenin sosyolojik zeminini güçlendirirler.
Yönetmen Faruk Turgut, bu dram türündeki yapımıyla sadece bir insan hikâyesi anlatmakla kalmaz, aynı zamanda dönemin Türkiye’sine dair sert bir panoramik bakış sunar. Filmin adı, karakterlerin üzerindeki kutsal yükü simgelerken, yaşadıkları hayatın bu kutsallıktan ne kadar uzak ve çiğ olduğunu vurgular. Sinematografik açıdan gerçekçi ve yer yer klostrofobik bir dil benimsenmiştir. Senaryonun edebi gücü, diyaloglardaki derinlik ve karakter analizleri, filmi sıradan bir Yeşilçam dramından ayırıp sanatsal bir boyuta taşır.
Toplumsal değişimleri, dostluk ve ihanet sarmalındaki karakter incelemelerini seven sinemaseverler için bu film bir başyapıt niteliğindedir. Tarık Akan’ın politik ve toplumsal içerikli filmlerine ilgi duyanlar ile 80’li yılların sonunda Türk sinemasının geçirdiği dönüşümü merak edenler bu yapımı mutlaka izlemelidir. Ayrıca insan psikolojisi ve ahlaki yozlaşma üzerine kafa yoran, psikolojik katmanları olan hikâyelerden hoşlanan izleyiciler için de oldukça doyurucu bir seçenektir.
Film, isimlerin ötesindeki insanı; hataları, hırsları ve pişmanlıklarıyla anlatması bakımından oldukça değerlidir. İsa, Musa, Meryem; izleyiciye "Dostluk her şeyi affeder mi?" ya da "Masumiyet bir kez kaybedildiğinde geri kazanılabilir mi?" gibi evrensel sorular sordurur. Karakterlerin arasındaki güç dengelerinin sürekli değişmesi ve finalin yarattığı sarsıcı etki, bu suç ve kefaret temalı dramı izlenmesi gereken bir klasik haline getirir. Edebi altyapısı sayesinde iz bırakan bir anlatıya sahiptir.
İnanç ve İhanet: İsimlerin kutsallığı ile yaşanılan hayatın dünyevi acımasızlığı arasındaki çelişki.
Yozlaşma: Şehir hayatının ve paranın insan ilişkilerini nasıl zehirlediği.
Kadın ve Kader: Meryem üzerinden kadının toplumdaki "arzu nesnesi" veya "korunması gereken değer" olma durumu.
Geçmişin Gölgesi: Çocukluk bağlarının yetişkinlikteki ağır yükü.
Bu filmin sunduğu kasvetli ama gerçekçi atmosferi sevenler, Zeki Demirkubuz’un Kader veya Masumiyet filmlerini mutlaka izlemelidir. Ayrıca toplumsal değişim ve karakter çatışması açısından Yavuz Turgul imzalı Muhsin Bey filmi de benzer bir ruhsal derinlik sunar. Eğer daha sert bir sistem eleştirisi ve arkadaşlık hikâyesi aranıyorsa, dünya sinemasından Once Upon a Time in America (Bir Zamanlar Amerika) bu filmle tematik benzerlikler taşıyan dev bir yapımdır.
Film, Ayşe Kulin’in bir hikâyesinden yola çıkılarak senaryolaştırılmış ve o dönemin en prestijli projelerinden biri olarak hayata geçirilmiştir. Tarık Akan’ın daha çok toplumsal gerçekçi filmlere yöneldiği bir dönemde çekilmesi, filmin vizyonunu ve hedef kitlesini belirlemiştir. Müziklerinde kullanılan hüzünlü temalar, filmin dramatik etkisini pekiştirmiş ve karakterlerin yalnızlığını vurgulamak için ustalıkla kullanılmıştır.
Evet, karakterlerin isimleri olan İsa, Musa ve Meryem doğrudan semavi dinlerdeki kutsal kişiliklere gönderme yapar; ancak film bu isimleri karakterlerin dünyevi çilelerini ve ahlaki sınavlarını vurgulamak için ironik bir şekilde kullanır.
Çekimler büyük oranda İstanbul'un o dönemki değişen yüzünü yansıtan semtlerinde, Beyoğlu ve eski mahalle dokusunun korunduğu alanlarda gerçekleştirilmiştir.
Evet, film 1980'lerin sonundaki Türkiye'nin sosyal, ekonomik ve kültürel atmosferini birebir yansıtan, o döneme tanıklık eden bir dönem dramıdır.
Yorum yazmak için giriş yapınız.
Yükleniyor...